M. Hayaloğlu (Ziyaretçi)
| |
Anadilde Eğitim Hakkı Bağlamında Zazaca ve Kürtçe TV
TV yayınlarını, anadilde eğitim ve öğretim hakkı bağlamında ve bu hakkın bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Bu anlamda Zazaca ve Kürtçe TV sorunu, Türkiye’de yaşayan bütün azınlık halkların, anadilde eğitim ve öğretim hakkının sadece bir parçasıdır.
»Devletin Kürtçe televizyon yayını yapması olumlu mudur«
Olumludur ama yeterli değildir. Olumlu yanı, daha düne kadar yasaklı olan bir dilin, bugün televizyonda ve hem de devletin eliyle yayın yapmasıdır. Kürtçe TV yayını, içeriğinden ve beslenen niyetten bağımsız olarak olumlu bir adımdır. Yetersiz olan yanı ise her hangi bir yasal güvenceye ya da daha doğrusu temel yasal güvencelere bağlanmamış olmasıdır.
Kürtçe TV yayını, demokratikleşme yolunda atılmış bir adım olabilecek midir?
Bütün mesele burada kilitlenmektedir. Bunun garantisi, Kürtçe dahil bütün azınlık dillerinde yayın yapılabilmesinin yasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Her ne kadar Kürtçe TV yayını yapılması, objektif olarak olumlu olsa da, yasal güvenceye bağlanamayan her türlü girişim, bir aldatmacadan öteye gidemeyecektir. Türkçe’ye tanınan bütün hakların, Türkiye’de yaşayan bütün azınlık dillere tanınması gerekir. Bunun yolu, anayasanın ve ilgili yasaların değiştirilmesinden geçmektedir.
Azınlık diller hangileridir?
Türkiye’de konuşulan, Türkçe dışındaki bütün diller, azınlık dilleridir. Lozan’da yalnızca gayri müslimler azınlık olarak kayıt altına alınmış ve bunların hakları uluslararası güvencelere dayandırılmıştır. Diğerleri ise azınlık sayılmamış ama farklı gruplar olarak nitelendirilmiştir. Buradan kalkılarak devlet yetkilileri diğer halkların haklarını yok saymış ve keyfi uygulamalara baş vurmuşlardır. Oysa Lozan antlaşmasında gayri müslimlerin dışında kalan grupların da hakları sayılmıştır. Sadece, birinci kategoridekiler (gayri müslimler) gibi uluslararası garanti altına alınmamış, bunun yerine devletlerin kendi içişleri olarak değerlendirilerek, anayasal vatandaşlık uygulamasına bırakılmıştır. Türkiye’de demokrasinin d’sinin bile uzağında olunduğundan, bu grupların hakları yok sayılmıştır. (Bkz. Baskın Oran, “Kolomb'un Yumurtası: Lozan içindeki Kopenhag Kriterleri“ http://www.turksforum.nl/informatie/turkije/lozan_ek4.htm ).
Türk devleti ve yetkilileri, gayri müslimlerin dışında kalan farklı grupları yok saymış ve bunları Türk ve Müslüman unsur içinde değerlendirerek milliyetçi, ırkçı ve inkarcı bir politika uygulamış ve bu yaklaşımı kabul ettirmek istemiştir. Bu gayri ciddi yaklaşımı kavrayamayan bazı kesimler, (örneğin Kürtler’in ve Aleviler’in bazı kesimleri) kendilerinin azınlık olmadıklarını iddia edebilmişlerdir. Hala da bu yaklaşımda ısrar edenler var. Türkiye’de Kürtler, Zazalar, Çerkezler, Araplar, Lazlar, Ermeniler, Rumlar, Asuriler (Süryani, Nasturi, Keldani) ve burada adlarını anamadığım birçok halk grubu, ulusal veya etnik azınlık; Aleviler, Yezidiler, Yahudiler ve diğer farklı inançlara sahip halklar da dini azınlıktırlar.
Devletin, Zazaca’ya yer vermemesini ve Zazaca’yı »lehçe« olarak değerlendirmesini nasıl değerlendirmek gerekir?
Bunu, talihsiz bir yaklaşım ve bu yolda atılmış olumsuz bir girişim olarak değerlendirmek lazım. Bilindiği gibi, daha önce gündeme gelen ve yarım saat ile sınırlanan yayında, Kürtçe’nin yanında Zazaca’ya da aynı düzeyde yer verilmişti. Bu, oldukça sınırlı, eksik ve sorunlu bir durumdu ama farklı bir yaklaşımdı. Bazıları bunu, Kürtleri bölmek şeklinde değerlendirmiş olsa da, objektif olarak olumlu ve tarafsız bir yaklaşımdı. Yani bu iddiayı doğru kabul etsek bile, böyle bir şey, girişim sahiplerinin niyetine rağmen olumluydu, gerçekçiydi. Ama bugün durum aynı değildir. Bugün devlet, açıkça taraf olmuş ve Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak ilan etmiştir.
Hangi gerekçe ile ve hangi hakla bunu yapmaktadır?
Aslında hiç bir gerekçesi olmadığı gibi hiç bir hakkı da yoktur. Bir dili, o dili konuşanlar, bir halkı, o halkı oluşturanlar, bir inancı, o inanca mensup olanlar tanımlar ve adlandırır. Başkalarının yapması gereken buna saygı duymaktır. Aslında devlet tarafından, Kürtler ile Zazalar’ın ayrı halklar ve Zazaca ile Kürtçe’nin ayrı diller olduğu gayet iyi biliniyor. Devlet, bu halklar ve diller arasındaki farkları, yanı sıra bu kesimlerin inançlarını ve aradaki farklılıkları çok iyi bilmektedir. Devletin elinde, buna yönelik olarak yapılmış çalışmalar ve üretilmiş politikalar vardır.
Ne gibi çalışmalar yapılmış ve hangi politikalar üretilmiştir?
Devletin elinde, her halkın, her inanç grubunun nüfusu, aşiretleri, hane adedi, eğilimleri gibi çok detaylı bilgiler mevcuttur. Geçmişte hazırlanmış raporlarda Zazalar ile Kürtler, Aleviler ile Sünniler arasındaki farklar ve ilişkler analiz edilmiş, bunlara karşı hangi tip politikaların uygulanması gerektiği bir milli siyaset stratejisi olarak benimsenmiş ve karar altına alınmıştır. Örneğin genelde Zazalar’ın, özelde ise Alevi kesime mensup olanların eritilip, kaynaştırılmasının; asimile edilip Türk unsuruna eklenmesinin daha kolay olacağı tespit edilmiş ve uygulanan politikalarla da epeyce yol alınmıştır. Devletin bazı kesimleri hala, Kürtler ile Zazalar arasındaki ayrımın canlı tutulmasından ve sürdürülmesinden yanadır. Ama bu girişim ile bu politikanın yavaş yavaş terk edilmesi söz konusu olabilir.
Bu politika değşikliğinin ne gibi gerekçeleri olabilir?
Türkiye’de CHP, MHP gibi gerici, ırkçı, milliyetçi partiler başta olmak üzere bir çok çevre, TV gibi yayın ve eğitim haklarının verilmesini, Türk milletinin bölünmesi olarak değerlendiriyor. Baykal, “70 milyonun parasının sadece bir kesim“ (Zaman ve Radikal, 4.1.09) için harcandığını iddia ederek kışkırtıcılık yapıyor. Türkler’in milliyetçi, muhafazakar, gerici kesimleri Türkçe dışında yayın yapacak olan TV gibi girişimleri bölücülük olarak görüyor. Bunların CHP gibi bir kesimi, niyetlerini gizlemek için, devlet televizyonu değil, özel televizyon olmalı diyorlar. Ordu şimdilik suskun kalmayı tercih ediyor. Ordu ile AKP arasında bir ittifak değilse de, bir uzlaşı, bir konsessus söz konusudur. Ama ordunun tümüyle ve samimi olarak Kürtçe veya diğer azınlık dillerinde yayın ve eğitim yapılmasına sıcak baktığı söylenemez.
Bütün bunlar AKP üzerinde bir baskı oluşturuyor. Zaten AKP’nin de samimi olduğu, bunları demokrasi adına yaptığı veya yapmak istediği söylenemez. AKP açısından bunlar seçim yatırımıdır. Ordunun da desteği ile DTP’yi ve dolayısı ile PKK’yı ve giderek Kürt ulasalcılığını tasfiye etme girişimleridir.
Kürt milliyetçileri Kürtçe TV’ye neden karşı çıkıyorlar?
Kürtlerin ve Kürt milliyetçilerinin ‘yek vücut‘ Kürtçe TV’ye karşı çıkacaklarını sanmam. Ancak Kürt milliyetçilerinden PKK-DTP cephesinin, Kürtçe TV‘den oldukça rahatsız oldukları anlaşılıyor. Bunun nedeni AKP tarafından ayaklarının altındaki toprağın kaydırılmaya çalışılması ve başta belediyeler olmak üzere ellerindeki olanakların alınmaya çalışılmasından korkmalarıdır. Kürtçe TV’nin aynı zamanda bir seçim yatırımı olmasından ötürü, işin bu yanı da var. Ama sonuç da her şey Kürdistan’da yürütülmekte olan savaşa gelip dayanmaktadır.
Savaşın taraflarından biri olan PKK, kendileri ile masaya oturulup anlaşmadan, savaşı sürdüreceğini belirtiyor. DTP’de PKK’nın legaldeki sözcülüğünü üstlenmiş ve adeta PKK’nın kuklasına dönüşmüştür. Devlet ise PKK’yı muhatap almayacağını ısrarla vurguluyor. Böylece bu „kör döğüşü“ sürüp gitmektedir. Bu gidişle yakın bir dönemde bir uzlaşma ve çözümde görünmemektedir. Savaşın uzaması ve çözümsüzlüğün sürmesi için bölgesel ve uluslararası şartların da elverişli olduğu söylenebilir. Dolayısı ile PKK ve cephesi, iktidarın yaptığı veya sunduğu her girişimin kendisini tasfiye etmeye yönelik olduğunu düşünüyor ve karşıt tavır alıyor. Gerçekte de öyledir ama sadece AKP değil, devlet, bütün kurumları ile beraber, PKK’yı tasfiye etmek istiyor. İşte, yine söylediğimiz noktaya geliyoruz: Çözüm de, çözümsüzlük de yürütülmekte olan savaş ortamına endekslidir. Savaş ve çatışmalar sona ermeden, çözüm için adım atılamaz, bile. Bu da ayrıca başlı başına değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Diğer yandan son yıllarda, başta A. Öcalan olmak üzere Kürt milliyetçilerinin fanatik kesimlerinin dillendirdiği, 1071’den beri süren, Çaldıran ile doruğa ulaşan bir ittifak ve işbirliği teması işlenmektedir. Et-tırnak misali, 1000 yıllık birliktelik demogojileri hem kürt milliyetçileri ve hem de Türk ırkçıları tarafından mütemadiyen tekrarlanmaktadır. İşin doğrusu böyle bir işbirliği ve ittifakın gerçek yanı da vardır. Yine Kürt milliyetçilerinin ısrarla „Zazalar Kürttür“ iddialarının, genelde Türkler ve özellikle de Türk milliyetçi çevreleri üzerinde etki yaptığını da var saymak gerekir. Çünkü, Türk milliyetçileri yıllardır Kürtler’in ve Zazalar’ın Türk olduğunu savundular ve „Kürt Türkleri“, “Zaza Türkleri“ gibi ucube kavramlar bile yarattılar.
Kürt milliyetçileri de „Zaza Kürdü“ veya „Kürtçe’nin Zazaca lehçesi“ gibi küçük değişikliklerle bu kavramları kullanmaktadırlar. Üzüm, üzüme baka baka kararır misali, Türk milliyetçiliğini örnek alıyorlar. Türklerden ciddi bir karşı koymanının gelmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu programlar ve daha sonra ‘Kürtçe’nin Zazaca ve Soranca lehçelerinde yayın yapılacaktır‘ haberini içeren söz konusu konuşma metni de, Kürt milliyetçilerinin bir kesimi tarafından hazırlanmıştır. Yani bu yaklaşım Kürt milliyetçilerinin klasik söylemidir ve yetmiş yıldır tekrarlayıp duruyorlar. Celalded Bedirxan’ın 1930’lu yıllarda, M.Kemal’den ödünç alarak bu görüşü ileri sürdüğü bilinmektedir. Bu anlamda sorunun bu yanını fazla abartmadan, meselenin esası üzerinde durmek gerekir.
Nedir meselenin esası?
Meselenin esası, Zazaca yayın yapılıp yapılmayacağı, eğer yapılırsa bunun nasıl olacağı ve bu konudaki hazırlık ve çalışmalardır.
AKP’nin ‘Alevi Açılımı’ söylemini nasıl değerlendirmek gerekir?
Bu da tamamen bir seçim yatırımıdır. Aleviler, öncelikli taleplerini her defasında açıkça deklere ediyorlar. Bunlar başlıca, Cem evlerinin ibadet yerleri olarak tanınması ve yasal statüye bağlanması, Diyanet İşleri başkanlığının lağv edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Madımak’ın müze yapılmasıdır. AKP, bu konularda adım atarak sorunları çözmek yerine, Alevileri bölerek çözümsüzlüğü dayatıyor. AKP’nin “dedelere maaş bağlanması” söylemi, tamamen Alevileri bölme ve birbirine düşürme taktiğidir. AKP, kendi Alevilerini yaratmak istiyor. Cem Vakfı gibi Aleviler’in bir kısmı buna sıcak bakıyor. Bu kesimin, Diyanet İşleri başkanlığında Aleviler’in temsilini istediği bilinmektedir. Aleviler, Diyanete bağlanacak ve bazılarına maaş ödenerek satın alınacaklardır. Bu, Sünnileştirilmiş Müslüman Alevi yaratma projesidir. Tabii ki aynı zamanda Türkleştirme! Buna Türk-İslam sentezinin AKP versiyonu da diyebiliriz. İşte, AKP’nin Alevi açılımı budur.
Zazalar, Zazaca yayın yapmaya hazırlar mı?
Zazalar’ın, Zazaca yayın yapmak için pek de hazır oldukları söylenemez. Bu konudaki sessizlik, bunun işaretidir. Daha önce, anadilde kurs açma sırasında da bu hazırlıksızlık görülmüştü. Zaza yerleşim alanlarında bu konuda teşebbüsde bile bulunulamadı. Zazaca yayın yapma konusunda da sorunlar var. Zazalar yeterince örgütlü değil. Düşünsel olarak da hazırlıklı sayılamazlar.
Geçmişe takılıp kalmamak lazım
Dersim’in ve Zazalar’ın tarihinde 1921 Koçgiri, 1925 Piran, 1937-38 Dersim birer kırılma noktalarıdır. Bunları unutmak mümkün değildir. Zaten unutmaya çalışmak da yanlıştır. Unutmaya çalışmak, kendinden kaçıştır. Geçmişini bilmeyenler, geçmişinden ders çıkarmayanlar sağlıklı bir gelecek de kuramazlar. Ama geçmişe de takılıp kalmamak lazım. Geçmişimize sahip çıkıp araştırıp incelerken, geleceğimize yönelik projeler üretmeyi de ihmal etmemeliyiz.
Dilimiz, geleceğimizin temel göstergesidir
Dilimiz, geleceğimizin teminatıdır. Ya da “dilimiz, geleceğimizin teminatı olabilir mi?” diye kendi kendimize sormalıyız. Dilimiz yok olursa, önce kültürümüz ve sonra da halk olarak yok oluruz. Zazaca’yı konuşmayan, konuşamayan bir Dersim’i düşünün. Bunun, batıdaki her hangi bir Türk ilinden farkı olacak mı? Onun için dilimizin yaşayıp yaşayamaması, geleceğimizin temel göstergesi olacaktır.
Zazaca TV yayını en doğal hakkımızdır
Dilimizin yaşaması için Zazaca TV önemli bir araç olacaktır. Diğer konularda olduğu gibi TV konusunda da proje üretmek zorundayız. Kendi olanaklarımızla TV sorununu çözmek oldukça zordur. Devletin sağlayacağı bir olanağı kaçırmamak ve sonuna kadar kullanmak gerekir. Zazaca TV yayınını istemek ne ayıptır, ne günahtır, ne kötü bir şeydir ve ne de birine karşı yapılacak bir haksızlıktır. Zazaca TV yayını en doğal hakkımızdır.
Anadilde Eğitim Hakkı Bağlamında Zazaca TV
Zazaca TV yayınını anadilde eğitim hakkı bağlamında değerlendirmek gerekir.
Zazaca TV, anadilde eğitim hakkının bir parçasıdır. Halkımız, vatandaş olarak başta askerlik ve vergiler olmak üzere, devletin istediği bütün yükümlülükleri yerine getiriyor. Kültürünü, kimliğini, dilini devam ettirecek taleplerde bulunması en doğal hakkıdır. Ayrıca TV yayını ile de yetinmemek gerekir. Okullarda anadilde eğitim yapılması için de talepte bulunmalıyız. Dilimizin, enstitü ve üniversitelerde bölümleri de olmalıdır.
Televizyonda dil öğretimi ve dil dersleri programları serbest olmalıdır
Televizyonlarda dil öğretimi ve dil derslerinin verilmesine de olanak sağlanmalıdır. Bilindiği gibi önceki yasa gereği, TV’lerde dil eğitimi, dil dersleri vermek hala yasaktır. Bu yasağın hiç bir hukuki temeli yoktur. Tamamen keyfi ve saçmadır. İnsan haklarına aykırı, ırkçı bir uygulamadır. Bu uygulamanın hemen kaldırılması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, sadece BM uluslararası insan hakları sözleşmelerinde değil, hem AB insan ve azınlık hakları kriterleri gereği ve hem de Türkiye’nin her vesile ile sahip çıktığı ama fiiliyatta tersini uyguladığı Lozan antlaşmasında ‘farklı gruplar’a tanınan etnik, kültürel, dilsel ve dinsel haklar’ ın eksiksizve hemen uygulanması gerekir. Türkiye, imzaladığı uluslararası antlaşmalara uymak zorundadır.
„… Kanadalı siyaset bilimci Will Kymlicka, grup haklarını şu şekilde sınıflayıp tanımlıyor: 1) Kültürel haklar: Farklı kimliklerinin resmen tanınmasını isteyen azınlık gruplarına, başta anadillerini kullanmaları ve geliştirmeleri için kamu kaynaklarından mali destek sağlanması. 2) Özel temsil hakları: Temsil organlarında, yani ulusal ya da yerel meclislerde, kotalar ayrılması. 3) Özyönetim hakları: Grubun yoğunlukla yaşadığı bölgeye devolüsyon yapılması (yani merkezin yetkilerinin bir bölümünün devredilmesi) ya da federalizme geçiş. (Multicultural Citizenship, Oxford, 1995, s. 26 - 33.) Kaynak: Şahin Alpay; ( http://www.trbulten.com/yazar/1380-sahin-alpay-trtde-kurtce-ve-alevi-sohbetlerinin-anlami.html ).
Halkımızın içinde bulunduğu durum, ulusal kurumlarımızın ve aydınlarımızın durumu ve sorunlarımız ayrıca değerlendirilmesi gereken konular. Ama sonuç olarak ve kısaca belirtmek gerekirse, Zazaca TV yayını yapılamayacak bir iş değildir. Bunun için vakit geçirilmeden hazırlıklara başlanmalıdır.
Zazaca TV için nereden ve nasıl başlamalıyız?
Öncelikle, Zazaca yayın yapılması için bir imza kampanyası açılmasının acil olduğu söylenebilir. Çok kısa bir metinle, biz Zazalar olarak, anadilimiz Zazaca’da TV yayını istiyoruz. Bu, bizim kültürel hakkımızdır diye kampanya açılmalı ve kısa bir zaman içinde çok imza toplanarak gerekli yerlere gönderilmelidir.
İkincisi, bu durumu kamuoyuna yansıtan iyi düzenlenmiş bir Beyanname hazırlanarak yayınlanmalıdır. Bu deklerasyon ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlara gönderilerek destek istenmelidir.
Üçüncüsü, bu deklerasyon çerçevesi esas alınarak konuyu basında tartışmalı ve tartıştırmalı, gerektiğinde kitlesel toplantılar ve etkinlikler yapmalıyız.
Bu çalışmaların verimli ve koordineli yürümesi için bir komisyon veya bir heyet seçilmeli; çalışmalar bu komitenin önderliğinde yürütülmelidir.
Bu çalışmalardan sonra işin rengi anlaşılacak, atılması gereken gelecek adımlar görülecektir.
07.01.09
M. Hayaloğlu
_____________________________________________________________
http://www.sansaderesi.com/article_view.php?id=627
http://www.sansaderesi.com/forum/index.php?topic=294.0
|
M. Hayaloğlu (Ziyaretçi)
| |
Zaza Dilinin Geleceği Ne Olacak
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, devlet televizyonu TRT de TRT-6 adıyla Kürtlere Kürtçe yayın yapmak üzere bir kanal tahsis etti. Kürtçe programların yapıldığı, haberlerin Kürtçe verildiği, Kürtçe filmlerin oynatıldığı bir kanal. Hiç şüphe yok ki bu kanal, Kürt dilinin gelişmesine hizmet edecektir.
Peki, bizim dilimiz Zazaca ne olacak?
Dilimiz Zazaca (Kırmancki, Kırdki, Dımılki) ile neden program yapılmıyor? Çünkü bu kanal yani TRT-6 Kürtlere ve Kürt dili olan Kürtçeye (Kurmanci) tahsis edilmiştir. Kanalın koordinatörü Sinan İlhan bir Kürt. Doğal olarak programları, heberleri, filmleri Kürtçe ile olacaktır. Burda anormal bir durum yoktur.
Doğal olmayan nedir?
Doğal olmayan, bu kanalın Zazaca yayın yapmamsı değil, TC hükümetinin ayrımcılık yapması ve ülkesinde yaşayan Zaza, Laz, Çerkez (Abaza), Rum, Ermeni, Asuri (Süryani, Nasturi, Keldani) gibi halklara haksızlıkta bulunmasıdır. Bunun nedeni de açıktır. Hükümet ve iktidar partisi AKP, Kürtlerin diğer halklara göre daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu biliyor. Zazalar başta olmak üzere diğer etnik grupların örgütsüz ve gerekli olanaklardan yoksun olduğunu görüyor. Bu durumdan istifade ederek Kürtlerin oylarını almak ve DTP’nin etkinliğini kırmak için Kürtçe Tv yayınını bir koz olarak ortaya sürmüştür.
Halbuki hükümet, eğer ayrımcı davranmasaydı, yapması gereken, mecliste kabul edilen yasa gereği, ülkede yaşayan bütün halklara, farklı bütün etnik ve kültürel topluluklara eşit yaklaşmasıydı. Diyelim ki, Kürtçe yayın için Kürtlere bir kanal tahsis ediliyorsa, ihtiyacı olan diğer halklara da birer kanalın ayrılması gerekir.
Anadilde yayın ihtiyacı olan bu halkların başında Zaza, Laz, Çerkez, Asuri gibi halklar gelmektedir. Diğer halkların, örneğin Arapların, Rumların ve Ermenilerin ihtiyacı ve talebi var mı? Varsa bunlarından da bu haktan yararlanması gerekir.
Üstelik Zazaların bir değil, iki ayrı kanala ihtıyacı var. Çünkü Zazalar içinde, birbirinden oldukça farklı iki büyük diyalekt konuşulmaktadır. Bu halk, tıpkı Kürtler ve Türkler gibi, İslam içindeki bölünmeye paralel olarak Alevi ve Sünni olarak ikiye ayrılmıştır. Okulları ve son yıllara kadar yazılı edebiyatlarının olmayışı ve ortak iktisadi yaşam koşullarının zayıflığı yüzünden birbiri ile ilişkilerinin kopukluğu neticesinde farklı lehçeler kullanmaktadırlar ki, bu da anlaşmada problemler yaratmaktadır. Yine de Zazaca’ya tahsis edilmiş bir kanal olursa, her iki tarafın kendi aralarında anlaşacaklarını sanıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti, imzalamış olduğu uluslararası anlaşmalara uymak ve gereklerini yerine getirmek zorundadır. Zazalar, TC sınırları içerisinde yaşayan yerli bir azınlıktır ve TC vatandaşlarının sahip olduğu bütün haklardan kendileri de yararlanmak isterler. Bu hakların başında ise, kendi dilini ve kültürünü yaşatmak ve geliştirmek gelmektedir.
“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ“ de
şunlar yazılıdır:
“Madde 4:
1. Devletler gerektiğinde, azınlık mensubu kişilerin, hiçbir ayrımcılığa maruz kalmaksızın ve yasalar önünde tam bir eşitlik içinde, insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam ve etkin bir şekilde yararlanmalarını güvence altına alacak tedbirler almakla yükümlüdürler.
2. Devletler, (ulusal hukuku ihlal eden ve uluslararası standartlara aykırı olan bazı özel durumlar hariç , azınlık mensubu kişilerin kendi özelliklerini ifade etmeleri ve kendi kültürlerini, dillerini, dinlerini, gelenek ve göreneklerini geliştirebilmeleri için uygun koşulları yaratacak tedbirler alacaklardır.
3. Devletler, azınlık mensubu kişilerin, uygun durumlarda, anadillerini öğrenmeleri veya ana dillerinde öğrenim görmeleri için yeterli olanakları yaratacak uygun tedbirleri almalıdırlar.
4. Devletler, uygun durumlarda, kendi sınırları içerisindeki azınlıkların tarih, gelenek, dil ve kültürleri konusundaki bilgilerini teşvik amacıyla, eğitim alanında uygun tedbirler almalıdırlar. Azınlık mensubu kişiler, topluma ait tüm bilgilere ulaşabilecek yeterli olanaklara sahip olmalıdırlar.
5. Devletler, azınlık mensubu kişilerin, ülkenin ekonomik gelişme ve kalkınma sürecine tam katılımını sağlayıcı nitelikte uygun tedbirler düşünmelidirler”(¹ .
Görüldüğü gibi TC devleti, televizyonlarda sadece yayın hakkı vermek zorunda değil, aynı zamanda ve daha da önemlisi, bu yayınların gerçekleşebilmesi için gerekli tedbirleri almak ve uygun şartları da yaratmak zorundadır. Bunun için yayın yapabilecek elemanların yetiştirilmesi ve gerekli imkanların sağlanması gerekmektedir. Daha da önemlisi, dilimizin yaşatılması ve geliştirilmesi için uygun şartların yaratılması ve gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bunun yolu ise anadilde eğitimin çocuk yuvalarında başlayacak şekilde, okullarda öğretilmesinden ve üniversite düzeyinde kürsü ve enstitülerin oluşturulmasından geçer.
Çok şey mi istiyoruz? Ya da gerçekleşmesi imkansız şeyler mi istiyoruz?
Hiç sanmıyorum. Zazalar, yaklaşık beş milyonluk bir halktır ve her TC vatandaşı gibi, bütün vatandaşlık görevlerini yerine getirmektedir. Eğer, yerine getirilmeyen bir görev varsa, buyursun devlet ve hükümet yetkilileri açıklasın. Peki, bütün vatandaşlık görevlerini eksiksiz yerine getiren bir halkın, TC vatandaşı olan bir Türk’ün sahip olduğu haklara sahip olmasını istemesi, en doğal hakkı değil midir? Türk olarak doğmadığımız için suçlu muyuz? TC devletinin yetkilileri ve en başta TC hükümeti ve başbakanı bu soruya cevap vermek ve haklarımızın gereklerini yerine getirmek zorunda değil mi?
16.02.09
M. Hayaloğlu
¹. Ulusal ya da etnik, dinsel ve dinsel azınlıklara mensup kişilerin hakları bildirgesi:
http://tr.wikisource.org/wiki/Ulusal_ya_da_etnik,_dinsel_ve_dinsel_az%C4%B1nl%C4%B1klara_mensup_ki%C5%9Filerin_haklar%C4%B1_bildirgesi
http://www.sansaderesi.com/article_view.php?id=644
|