Serê na dinade theyr u thur zonê xo de waneno. Qılancıke qiştnena, hes lımeno, kutık laweno, verg zurreno, ga qorreno, bıze qırrena, phepug waneno. Vas hencê xo sere rewino. Kam ke aslê xo inkar keno, wele erzeno rêça xo sono.
   
  SIMA XR AM! DERSİM ZAZA PLATFORMUNA HOŞ GELDİNİZ!
  HÜSEYIN AKAR
 
"



HÜSEYİN AKAR

 

 

Hüseyin Akar 1934 yılında Nazimiye’nin Civarik köyünde

dünyaya geldi. İlköğretimi Bingöl-Kiği Azekpert (Adaklı) te

bitirdikten sonra devlet yatılı sınavına girdi. Orta –Lise

öğretimini Kastamonu’da yatılı okuyarak  tamamladı.

1955’ te    Sıvas ESE ne öğretmen olarak atandı. Bir yıl

sonra Üniversite sınavlarına girdi. Kazandığı “İstanbul

 Yıldız Teknik Üniversitesi” İnşaat Mühendisliği bölümünü

1960 yılında bitirdi.

 

 

 4 ay Karayolları 11. bölge; Hakkari–İran Devlet yolu

Şivelen-Bajirge” kısım şefi oldu. Askerliğini, “Meslek

Kurası” çekerek “Diyarbakır İnşaat Emlak Müdürlüğü’nde

mühendis teğmen-üst teğmen olarak bitirdi.

 

 

Diyarbakır’da serbest çalışmaya başladı. Kurduğu  müh.

proje Bürosunu 1967’de Ankara’ya taşıdı. Bu tarihten

sonra Türkiye’nin değişik yerlerinde Müh- Üstenci

(müteahhit) olarak bir çok projeye imza attı ve başta

Devlet hastanesi, değişik köprü olmak üzere; okul, PTT,

banka şube binaları, Belediye yerleşim yerleri, TRT verici

gibi bir çok proje ve inşaat yapımlarını gerçekleştirdi.

 

 

Öğrencilik yıllarında öğrenci dernekleri, Dersim halk

oyunları ekiplerinde yer aldı.Yazım hayatına ilk kez

 “Ceride-i Dersim” de başladı. Bundan sonra   “YÖN

Dergisi, Y.T.Ü.si yıllığı, “Tunceli Gazetesi” ve Van yerel

gazetelerinde, Çıra, Özgür gündem, Özgür politika vs 

değişik dergi ve gazetelerde sosyal içerikli yazıları çıktı.

 

 

Doğu Mitinglerine katıldı. “Diyarbakır Sosyalist Kültür

Derneği” “TİP” Diyarbakır Şubesi kurucu ve yönetiminde

yer aldı. HEP kurucusu ve denetim üyesi  görevinde

bulundu.

 

 

Beşinci yılını dolduran  “Dersim’de İklim’in  devamlı  köşe yazarlarından . 

 

 

Yaşamından kısa kesitler verdiğimiz değerli yazarımız

Hüseyin akar her yönüyle Kendini Dersim’e vermiş,

Dersim sevdalılarından ve yüz aklarından biridir.”

 

                     (Dersim’de İklim 14 Haziran 2007)

 

 

                             **

 

Hüseyin Akar’ın  yayınlanan  kitapları

 

1- “Dersim- Civarik İKİ UÇLU YAŞAM

 2- DERSİMDEN PORTRELER

 3- DERSİM   ÇIĞLIĞI

 4- SAİTLER KOMPLOSU  Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği

 

                                  **

 

 1. Dersim- Civarik    İki Uçlu Yaşam

 

1-Yayıncı notu (ön söz)

2- Civarik te doğa ve İnsan,

3- Civarikten kesitler,

4- İki Uçlu Yaşam Sey Qaji, Sey Can, Apo Uşen

5- ’38 kırımı ve Civarik

6- “Vatandaş Olmak Türk Olmak”  M. Şerif Fırat,

Nihal Atsız

7- Saitler Komplosu             

Kitap başlıca  altı bölüm altında bir kısmı Dersimce (Dımılı)- Türkçe açıklamalı. Üç bin basılan kitabın 1.

 baskısı  (özellikle yöre halkı tarafından) büyük ilgi ile

karşılandı. Toplatma kararı çıkana dek tükendi.  

 

 

 

Bölümlerden bazı alıntılar :

 

 

“Yayıncı notu (Önsöz)

 

 Belki birileri “Civarik’in sıradan bir köy olduğunu

düşünebilir. Ancak Civarik’i anlatırken, oradan çıkanların

toplumsal hareketler içinde önemli etkilerinin olduğu

gözden kaçırılmamalıdır. Civarik’ten çıkıp Bingöl-Karer,

Muş- Varto’ya dağılan Hormek Aşiretinin yerleşim yeri

Bedro-Sülbüs eteklerinde ki Civarik’tir.

 

 

Mehmet Şerif Fırat’ın “Varto Tarihi”, güneş-dil tarih tezi

ve “tek ulus” savı sahte secerelere dayanılarak

açıklamaya çalışıldığı için “kaynak”(!) kabul edilir. Bu

vesile ile aşiretin Civarik’ten göçtüğü somutu bu kitabı

köy” gibi küçük bir yerellikten çıkarır, doğal olarak geneli

ilgilendirmiş oluyor.

 

Diğer önemli bir husus ise Dersim-Civark’in Dımılı-Zaza

Kürtlerin yaşadığı köylerden biri olmasıdır. Aynı gelenek

ve kültürün ortaya konulmasında bir numune olarak

algılanırsa yanlış olmaz.

 

 

Kitapta ‘38 den sonrasında, Kürt sol hareketi içinde

önemli bir şahsiyet olan Civarik’li Dr. Sait Kırmızıtoprak

(Şıvan’nın) yetiştiği ortam ve siyasal düşüncelerinin

şekillenmesi, yeni dönem Kürt siyaset tarihi, dedesi Bertal

Efendi, daha sonra da kendisinin öldürülme biçimleri

anlatılıyor. Kürt toplumsal mücadelesi bu üç kuşağı içine

alan bu “yazgı”dan doğru dersler çıkarmak

durumundadır.

 

 

’50ler sonrasında ki sol ve Kürt hareket mücadelesi

anlatılırken ismi sıkça duyulan Sait Kırmızıtoprak (Dr.

Şıvan) kimdir? neden şimşekleri üzerine çeker ve

öldürülür? Bu sorular otuz yıla yakındır hep güncel ve

yakıcı kalır.

 

 

68 bir az da gençliğin kendini aradığı “devrimci

paradiğma”ların yayılmasıdır.Bu aniden arayış “beni”

bulma girişimidir. Kimi kendine karşı olduğu kapitalizmin sıfatında, kimi burjuva demokrasisinde, kimi ulusal

kurtuluş ve sosyalizm zemininde, hatta kimileri karşı-

devrim içinde bulunur.

 

 

Dr. Sait Kırmızıtoprak da “38 Dersim katliamında üç

yaşında ve öldürülecekler listesinde, her nasılsa

kurtulan, yaşamını halkının kurtuluşuna adamış, 1959

Yılında ki “49” lar davası”nda yargılanmış, 1960 larda TİP

içinde yetişmiş, DDKO Kürt gençlik hareketinde kendini

bulan, “Doğu” mitinglerini yakından izleyen gençlik

eylemlerini önemsemekle birlikte ezilen halkın kurtuluşu

için yetmeyeceğini görmüş, yüzünü dağlarına sinen

halkına çevirmiştir.

 

 

Bu gerçeklik Dr. Şıvan diye tanıdığımız Sait Kırmızıtoprak’ı

tarih sahnesine çıkarır. Bu tarihi yürüyüş “71 darbesiyle

de beslenen, komünistlere karşı komplonun bir parçası

olarak;Barzani MİT ve Dervişe Sado’ların eliyle kesintiye

uğratılmak istenir. Komplonun karşısında ne yazık ki, o

dönem “yoldaşlığı” yol arkadaşlığına dönüştürülüp sınıfta

kalır. Kendini “Kürt aydını” olarak adlandıranların “

kendini bulma eylemi” nin önüne geçilir. Dünyadaki

ulusal kurtuluş hareketleri ve 68 gençlik hareketiyle

beslenen 38 yenilgisi ve ardındaki sessizliği bozmaya

koyulan TİP, DDKO’dan süzülerek Kürt hareketini yeniden

şekillendirmeye yönelen, gelenekleşen Burjuva-feodal ve

bölgeci hareketi aşarak evrensel  çerçeveye yerleştirmeye

çalışan Dr. Şıvan ve embriyon halindeki örgütü fiziki

olarak imha ve tasfiye edilir. 

 

Sait Kırmızıtoprak, politikayı yaşamın içinde sınayarak

öğrenen, düşündüğünü pratiğe sokan, cesur atılgan, zeki

bir kişiliğe sahiptir. Kendisini ölüme götüren de bu

özellikleri..

 

Dr Şıvan, halkın öz güvenine inanır ve dayanmak ister.

Cetvel ile çizilen ülke sınırları ve parçacı yaklaşımları

reddeder. Ulusa, kurtuluşçu ve evrensel bütünlüklü

yakışır. Bu anlayışla İ-KDP Genel sekreteri Dr.

Abdurahman Qasımlo ile sıcak ilişkiler içindedir.Barzani

ile ilişkilerini geliştirirken diğer Kürt oluşumlarını önemsemezlik etmez. Güney ve diğer parçalara gidişinin

 asıl nedeni Kuzey Kürdistan’da  askri, siyasal mücadeleyi

geliştirmek ve Ortadoğu’da Kürt haraeketinin birliğini

sağlamaktır.

 

 

Dr. Şıvan, Marksizm-Leninizm’e inanır. Bu nedenle

ülkesindeki anti-sömürgeci ulusal-demokratik devrimin

özelliği gereği, sömürgeci ve bir avuç işbirlikçi dışında tüm

ulusun, tüm sınıfın ve tabakaların kalkılmasını savunur.

Ezilen sınıfların harekete damgaları için özen gösterir.

Kürt elit kesiminin temsilcisi olarak değil, halkçı temelde

mücadele geliştirmeye çalışır. Bu “Dr. Şıvan sınıf

mücadelesinden vazgeçmiş, ağalara karşı

yumuşamış..”  ya da tersi “ağaları, tutuculuğu eleştirerek

ulusal mücadeleye zarar verdi ..uyanık davranmadı..vs vs.

yorumlara neden olur. Gerçek olan ise bu iddia

sahiplerinin Şıvan ve düşüncelerini kavramakta zorluk

çektikleri veya paradokslarından kurtulamayıp anlamak

istemedikleridir.

 

 

Bilindiği üzere ikinci dünya savaşı sonrasında soğuk

savaşın tırmanışa geçmesi, Asya, Afrika ve Latin Amerika

halklarının bağımsızlık hareketinin gelişmesi, “68 gençlik

hareketinin dünyada ve bu arada Türkiye ve Kürt halkı

içinde de yankısını bulması, hırçınlaşan gerici Amerika ve

bağımlı devletlerin yarattıkları “ komünizm sendromu” ile

komünistler ve sempatizanları fiziki olarak imhaya tabi

tutulur. CİA,MİT, SAVAK, MOSAD gibi kontr-gerilla

teşkilatları dünyada iş başındadır. Başta militan

sosyalistler olmak üzere, tüm devrimci-

demokratlar öldürülmek üzere eller tetiktedir.

Ortadoğu’da bir de “belalı Kürt sorunu” ile   uğraşmak

ayrı bir incelik ister. Zir sömürgecilerle uğraşmak, her

yurtseverin gereklerindendir.

 

 

Dr. Sait Kırmızıtoprak ile arkadaşlarının katledişleri,

Süleymen Muini, Mele Eware ve arkadaşlarının

öldürülerek, cesetlerinin faşist İran Şah rejimine teslim

edilmeleri, Türkiye’de Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan, Hüseyin

İnan’ların idamları, Mahir çayan ve on arkadaşının

Kızıldere’de katledilmeleri, İbrahim Kaypakkaya’nın

Diyarbekir zindanlarında lime lime edilerek işkence ile

öldürülmesi, Che’nin katledilmesi vb. dünyanın bir çok

yerinde aynı tarzdaki bir dizi olay önem itibarı ile

anlaşılmaksızın bu olayı da ortaya  çıkarmak zorlaşacaktır.

Bu açıklığı ve tutumu Kürt dahil, genel burjuva

milliyetçiliğinden beklemek ise yanıltıcı olur.

 

 

Dr. Şıvan, Süleyman Muini ve arkadaşlarının öldürülmesi

sorunu ile ilgili I-KDP polit büro üyesi Dr. Mahmut

Osman’ın anlatımları kayda değerdir.

 

 

Barzani’nin; “Dr.Şıvan ile Sait Elçi birlikte gelip Gılala

(Güney İran sınırı –yn) da kalsınlar “ tespiti, İran ve

Türkiye’nin Güneylilere dayattığı “ İran-KDP’yi Zaho’ya

PKK’yi Zele’ye yerleştir  erek mücadelesinden uzak tut” .

Taktiği ile “Kürdü Kürde denetletmek  ve farklı

parçalardaki Kürtleri karşı karşıya getirerek birbirine

politikası vardır. Ne yazık ki çoğu Kürt bu konuda yeterli

duyarlığı gösterememiş ve bölge gerici devletleri ile

aynileşmişler.

 

 

“Dr Şıvan geleneğine “bağlı” olduğunu iddia edenler;

faydacı, kolay yaklaşımlara sahip olduğu için Dr. Şıvan’ın

isminden yararlanırken “katilleri incitmemek” için özenli

davrandılar. Bu “özenli” davranış devem ederken onlara

hiçbir kazanım sağlamadı . Şıvan geleneğini adeta iğdiş

edildi. Sahte “sosyalist” etiketleriyle KaDePe’lileştirildiler,

Neco (Necmettin Büyükkaya) bu değerlendirme dışıdır.

 

 

Dr. Şıvan’ın yaratıcılığı, atılganlığı, üretkenliği, geleneksel

Kürt siyasetini ve kendini sorgulamayı zorunlu kılıyordu.

Bunun için O’nun yönelimlerinin içini boşaltıp saptırarak

süreç içinde ismi terk edilir oldu.

 

 

Dr Şıvan aileden aldığı mazdaist-Alevi geleneklerle hoş

görü anlayışı daha sonra laik düşüncelerle beslenmiş,

üniversite ve mesleki yıllarında evrensel ve Marksist

düşüncelere ulaşan yürekli bir önder.

 

 

Diğer yandan Nakşibendi Arap-İslam inançlarıyla eslenen,

Kürt hareketini kendisiyle özdeşleştiren,kendi içinde anti-

demokratik Barzani ve etkisindeki neferlerinin Dr. Şıvan,

Süleyman Muini gibi sosyalist önderlere içgüdüsel olarak

tahammül edememeleri, Amerika ve işbirlikçilerinin

politikalarına uygun tasfiyelerine yönelmeleri vardır.

 

 

Barzaniler, ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarına

kilitlenmişlerdir. Bunu ABD ve  dolaysıyla Türkiye ve

İran’a kanıtlamak, bu devletlerden gerekli yardımı almak

için de komployu tertipleme gereğini duyarlar. Bu

komploda Dr. Şıvan, Süleyman Muini ve arkadaşları

uygun hedef olarak seçilir.

 

 

Gerçek ise; kısmi ideolojik ayrılıkları olmasına rağmen, iki

Sait’in birbirini fiziki olarak ortada kaldırma durumu

yoktur.İddia edildiği şekilde Sait Elçi Musul’a ardından da

Zaho’ya götürülürken MİT’in yönlendirilmesine tabidir.

Dr. Şıvan’ın da Sait Elçi ile görüştürülmek üzere çağrıldığı

Zaho’ya geldiklerinde Sait Elçi’nin olmadığı ve

kaybedildiği öğrenilir. Bundan üç ay sonra da Dr. Şıvan

tutuklanır.

 

 

Dikkati çeken bir diğer husus ise, otuz yılı aşkın bir

süredir. Olayın içinde olanların Sait’lerin öldürülmelerini

açığa çıkararak, derslerin alınması konusundaki aydın

olmayan davranışlarıdır. Durum ister istemez Barzani’ye

diyetleri ve verilmiş sözleri olduğunu hatırlatır. Bu Kürt

aydın tavrını da sorgulamamız gerekliliğini ortaya

koymaktadır. Osman Aydın Dr. Şıvan’ın “Kürt Millet

Hareketleri ve Irak’ta Kürdistan İhtilalı” kitabına yazdı

ğı ön sözde “…süren kardeş kavgasında ve yönetim

sancıları devem ettiği sürece bu konuyu tartışmanın

spekülasyonlara yol açacağı düşüncesiyle şimdilik

susulması gerektiğini düşünüyorum” belirlemesinde

bulunur. Bu belirlemenin aydın tavrı ile ne kadar

bağdaştığı yada “Kürt Harekatı çıkarına “ olduğu

tartışmalı ve de kuşkuludur. Bu sancıların bitmesine

çoklarımızın ömrü yetmeyeceğine göre; tarihimiz karanlık

olaylar zinciri ile devem ede durur. Yaşayacaklarımız ise,

çirkin tekerrür olur. Kürt Kürdün cesedini, kellesini

satacak kadar canavarlaşıyor ve aydının diyenler buna

karşı gerekli tavrı alamıyorsa, bırakalım aydının

insanlığı” tartışılırsa yeridir.

 

 

Tüm olanlara rağmen, bu gün gücünü Kürt halkından alan

bağımsızlık ve özgürlük hareketi, “70’ lerin ikinci

yarısından sonra yeniden doğruldu.Tarih sahnesine çok

güçlü bir biçimde çıktı.

 

 

Ümit ediyoruz ki elinizdeki kitap eleştiri ve katkılarla

desteklenir ve tarihimizdeki sis perdeleri aralanarak,

geleceğe aydın bir kafa ile yaklaşmamıza yardımcı olur.  

 

                               ***

            

        Kitaptan bazı alıntılar

 

Birinci bölümden: 

 

Çocukluk yıllarımın Köyünde sosyal yaşam”:

Civarik Köyü (Sarıyayala);Balık, Melkis, Gemik yerleşim

yerleri ile Bedro-Sülbüs Dağlarının eteklerine

kurulmuş,inişli, çıkışlı yaşamı bu dağlara asılı...

 

Sülbüs- Bedro Dağlarının; annelerin ak sütü

pınarları,geyiklerden öte yolcusu olmayan yolları, çiçek

bahçesi yaylaları, serinlik yansıtan, yalnızlığı paylaşan

koyakları ile Civarik’liyi kendine bağlar..

 

Günün ilk ışınlarını yakalayan doğa harikası bu dağlar,

geceleri eteklerine serinlik taşır.

 

Saatler günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar

yılları yumak yumak sarar.

 

Civarik’te kışlar uzun, baharlar belirsiz, yazlar kısadır..

 

Baharla eriyen karların altında beli bükülen canlılık,

toprağa baharda baş kaldırır, üstü ile bütünleşir, diri

yeşile bürünür…

 

Pınarlar, eteklere indikçe  sayıları artar, eriyen kar suları

ile birleşir, yol aldıkça  cilveleşir, beyaz köpükler

soluyarak uç veren bin bir çiçeğe em olur, tüm yeşili

emzirir.

 

Canlılık dağlara eteklerden yayılır.

 

Koyun kuzu melenmesi, katır tepmesi, yayık, gümbürtüsü

yaylalardan bayırlara yayılır. Sülbüs- Bedro yamaçları

baharla umulmaz bir enginliğin beşiği oluverir…

 

Uzun kış gecelerinde, tükenen çıralar karşısında solan,

sararan yüzlere taze kan gelir…

 

Kararan duygular, yeşilliğin toprakla karışan grimsi

soluğunu tazeler…

 

Tüyü bitmemiş sevgiler, divane sevdalar, “mısayiv”

bağlılığı, kirve kutsallığı, komşu hakkı, kul lokması doğa ile

sarmaşır…

 

Gün yansıtan sini iriliğindeki  “sung” (mantar)lar, boy

veren narin kırılgan “ruvers”(ışkın)lar, bedenlerden

yükseklere doğru toplanır...

 

Yaylaya çıkmak:

 

Koyun- kuzu, keçi-oğlak, inek-dana, öküz tosunla dağlara

yaslanmak; taze kaynaklara uzanmak, kelebek kanatları

ile serinlemek, kaval sesinde su içmek, arılarla çiçekten

çiçeğe konmak, süt sağıp bakraçları doldurmak, yayık

olup yağı yoğurttan ayırtmakla özdeştir..

 

 

Şafakla uykularını tan yeline tutan toprak tenli, gül

yanaklı, servi boylu  taze bedenler bir anda yataklarından

sıyrılır, geceden mayaladıkları yoğurdu tuluklara bocalar,

sipi”lere asar arkasına geçer yayık yayar..

 

 

Tuluklar çoğalınca gümbürtüler armonileşir, uzaklara

yankılar, tan yerinin aralanan perdesinde

tazeliklere, güzelliklere em olur…

 

 

Söğüt dallı ince  belliler, tulukları ileriye ittikçe, tuluktaki

yağ tanecikleri  ayrışır, billurlaşır, henüz şalı beline

saramamış sevda yüklü, gizemli dik tomurcuklar de ileri

 itişe  uyumlu alımlı narin bedenden ileriye

fırlar… Ulaşılması güç bu çifte sevda çiçekleri doğa ile

sevişir bütünleşir.

 

 

Bedro’nun çifte doruğu arasında başkaldıran kardelenler,

doruktan doruğa kanat çırpan fistan renkli kelebekler,

Sülbüs’e sevdaların doyumsuz tazeliğini, ürkekliğini taşır..

 

                                          **

İkinci bölümden

 

Oy benim Memleketim

İki ay nar altında / Sekiz ay kar altında

Yaşamı zor altında / oy benim memleketim

 

Ağaların üzerinde atıştığı / Zalimlerle mazlumların

çatıştığı

Kırıldıkça isyanların yatıştığı / Oy benim memleketim

………………

Çetelerin üzerinde cirit attığı / Yoksulun mazlumun

battığı

Altında koç yiğitlerin yattığı / Oy benim memleketim.

 

                                           (aziz Güneri)

                                 **

üçüncü bölümden

 

         “İki Uçlu yaşam:  “acı-sevgi” 

 

Dersim’de dağlar yüksek, acılar sivri. Sevgilerin,

dostlukların kökü derindedir. Bu dağlarda yaşam acı tatlı

uçlarıyla tam bir bütünlük içinde, iki uçludur.

 

Yörede destanlar yaratan, bunları saza-söze yansıtan bir

çok isimsiz kahraman, ozan sevdalı, aşık gelmiş

göçmüştür. Bir dokunuşun yanıtı bin  ”ah” olur üstünüze

gelir..

 

 

 Ancak bu tarih ve kültür birikimlerinden günümüze,

eğitimsizliğin ve yoksulluğun yıkım dünyasında yansıyanı

çok az. Yansıyabilenleri de bir yaşam boyu ile sınırlı

kaldığı için de değişime uğramaktan kurtulamamıştır.

 

 

Çocukluk yıllarımızda elde kalanları yansıtmayı

amaçlarken, deyimlerin inceliği, yöresel şive değişikliği,

kullanılan ana dilin yazımdan kullanılmayışı, kimi

deyimlerin çeviride ifade edilemeyişi gibi güçlüklerle iç

içeyiz. Asıllarının çevirileri ile birlikte verilmesinde,

Dımılıyı” bilenlerin Türkçe çevirisinde daha iyi

algılamaları amaçlandı.

 

 

Biçim yönüne bakıldığında tümünün alışılmışın dışında,

tek perde üzerinde, saza uyarlı lirik anlatımlı, soluk alma

aralığında vurgulu olduğu görülür. İçerik yönünde kişi ve

yer belirleme, gerçek kesitlerden alıntı. İyisi kötüsü ile

yaşamın iki ucunu tamamlar.

 

 

Çoğunlukla; haksızlığı, ezilmişliği, zulmü ağıtımsı  yansıtan

uç; acı.

 

Yaşamın güzelliklerini yansıtan, kaçınılmaz sevdaları

dillendiren ikinci uç; sevda (aşk) ucu ..

 

Bu gün yöre insanın  nitelikli yaşamını,  kahramanlık ve

hainliklerini, iyi-kötü uğraşıları, yörenin ana diline özgü

 deyimleri, yalın ve lirik bir anlatımla saza ve söze

 dökenin ama Sey Qaji olduğu görülür….

….

“Sey Qaji’den söz ederken Sey Can dan söz etmemek

büyük eksiklik olur. Sey Qaji ne denli Dersim’in önde

gelen güçlü kavga adamı acılı ağıt ustası ise Sey Can

(“Sayder”) de o den de sevgi-sevda, aşk yaşamını yansıtan

diğer ucudur…

 

Yaşamı sevgide, sevgiyi kadında arayan bir sevda adamı,

kadına susamışlığın kemiksiz dili.

 

Sey Can sevdayı iki can arasında iletişim olarak betimler.

“can”, “canan”, “canım” “canımın canı”, can cana “ der.

Ozanın “ Oy canım / Sen Sey Can’ın canı” güzellemesi

kendi başına bir sevda selidir:

 

Yedi kavmin gelini/ yedi kardeşin bacısı

Çarşıların tatlısı /konakların çerezi

 

On iki öğün / aşure çorbası …” diyen aşık için “can sevgili

dünya, tanrısal inançtır. Sey Can küçük yaşta sevda

tutsağı olur Yoksulluk belasına dağları bayırları aşar.

Özlemini doğanın katılıklarında yoğuran uçarı aşık

önceleri önemsemediği “dünya malı” için sonradan

İstanbul’a gitmeye karar verirken; “ para kazanır avukat

tutacağım/ sevdayı gönül adına savunacağım” der yola

düşer .

 

Lazlar vadisine vardım/ Trabzon’da gemi

Üç gün üç gece /sevdan ısıttı beni

Gönül eteşten kor / yaktı vadilerin çamını

İkimizin  ayrılık ateşi / başımda dorukların dumanı..

 

 

Dersim-(Kırmızı köprü, gomé Kuresu) den Erzincan üzeri

on-on beş günde Trabzon’a gider. Zığana geçidinde

geçerken “sevdanın ateşi vadinin çamlarını yakar”.

Salt vapur yolculuğu üç gün üç gece sürer, İstanbul’a

varır. Artık sevgilisine “uzak diyarların kadını” diye

seslenir. Dönüşünde sevdiği kız evlendirilmiştir “Kara

sevdalı” Sey Can,  “Canımın Canı” diye iniler dağda

bayırda ……

 

                                       **

Sevdalı Yaşam üzerine

“Gel benim ey güzel servi çınarım

Yüreğime ateş düştü yanarı

Kıblem sensin yüzün sana dönerim

Mihrabımdır kaşlarının arası”   

                 (Pir Sultan Abdal)

 

Sevdanın adresi; kadın

Kadın, varılması güç bir uzaklık, bir özlemdir. Özlem,

kaçışın kendisidir.

 

Kadını uzak tutan , özleme dönüşen güzellik, erişilmezlik

bir az de ; sevenin belleğinde,  sevenin el koyduğu,

bedeninden uzaklaşan  usunda. Ateşi yürekte korlaşır.

Sevdalının içini aydınlatan çıra yandıkça yüreğini de

yakar, yaşamını karartır. Sevgili kaçtıkça sevenin de

özlemi büyür, dayanılmaz olur. Kavuşma bir karşı

ayaklanmadır. 

 

Sevgi odağı kadın doğanın gülü, kokusu, rengi, teni

tadıdır. Sevenin kadını burçaklarda bayrak, kıtalarda ülke,

yaşamında soluk, boşlukta her şey, dünyadır.

 

Yaşamın bu yüzünde nice sevdalının sevgi dolu koşmaları,

buram buram doğa kokan, kardelen çiçeklerini

özümleyen tazelik ve güzellemeleri var.

 

Bu çağlarda gönüller, Bedro- Sülbüs Dağları yüceliğinde

engindir. Sevdalılar  alabildiğince sevgi doldurur bu

boşluğa. Çağımız sevenleri gibi, çok parası yok ki gönül

evini, han-hamam, mal-mül, köşk-yatı ile doldursun.

Yoksulun dağarcığı gibi gönlüde boştur alabildiğince sevgi

depolar gönül evine.  Sey Can de bunlardan biridir

 

                                    **

 

Dördüncü Bölümden

 

 

‘38 Dersim’linin Miladı

 

Anneme soruyorum

-anne ben ne zaman doğdum?

Annem

-Ben ne bileyim oğul diye başlar “Kırımdan 3-4 yıl önce

idi, amcan oğlu Ali, Karakayanın  Ahmedi ile aynı yılın

çocuklarısınız. Karlar erimeye başlamıştı, İmam orucuydu.

Baban bu evi yaptığında Şükrü doğdu..

 

 

Gel de çık işin içinden. Önemli olan bu değil. Kime ne

sorarsanız sorun, “kırımdan önce”  veya “kırımdan sonra

  diye yanıt alırsınız.

 

Peki nedir , neyin tarih başlangıcı oluyor bu “kırım”?

Hocaya sormuşlar

-kıyamet ne zaman kopacak hocam?

- ben öldüğüm zaman diye yanıtlamış.

Ateş düştüğü yeri yakar . Peki Dersim’e düşen bu ateş

neydi ki halen alev alev sıcaklığını koruyor…?  

 

                                   **

Beşinci bölümden

 

Irkçılığın Belgesi

 

Nihal Atsız’ın Vasiyetnamesi (Belge 10-1) 

 

“oğlum Yağmur             4-Mayıs-1941

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetimi bitirdim,

kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak

bırakıyorum.

 

Öğütlerimi iyi tut , iyi bir Türk ol.

Kominizim bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle.

Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar,

Çinliler, Acemler Yunanlılar tarihi düşmanımızdır.

 

Bulgarlar Almanlar,İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar,

Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler,

Romenler yeni düşmanımızdır.

 

Japonlar, Afganlar, ve Amerikalılar yarınki

düşmanlarımızdır.

 

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar,

Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler

içerideki düşmanlarımızdır.

 

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun.

                                          Nihal Atsız”

 

 

 

 Kafatasçı Atsızlar, yalnız ırkçı politika üretmekle kalmadı

yüz binlerin donup ölmesini, “Türk’ün Türk’ten başka

dostu olmaz” (Dış ve iç Tüm halkları Türk’e düşman)  çağ

dışılığı bu günkü kuşağa vasiyet bıraktı. (91 Belgeler….393).

 

Bu gün yaşanan sorunların ve yalnızlığın nedeni bu ırkçı

politika ezberidir. Bu günün  dünyası  çağdaş toplumunda

 “Irkçı” yöntem,  küçülme-yalnızlıktır. Bu ezber yöntemin

küçük çaplı devlet  adamları devletin çapını küçülttü.  30

yılda  Kıbrıs Davamızı Rauf Denktaş’tan başka kimseye

kabul ettiremeyişimizin başka bir açıklaması olamaz….

 

                                        **

Altıncı bölümden

 

 Saitler Komplosu

                                                   

 Düşünce farklılığı

 

 Dr Sait (Şıvan); Üç yaşında iken öldürülen 54 kişilik aile

içinden rastlantı eseri kurtulan, “ her ne ararsan kendinde

ara” Alevi felsefesi  ile kendine güveni yenileyen, laikliği

benimseyen, Üniversite yıllarında Marksist-Leninist

öğretiyi edinen, sosyal, halkların “eşit” ve “kardeşliğini”

savunan, siyasal alanda teoriyi pratiğe dönüştürme

becerisini  gösteren, Kürt sorununa çözümü; halkla, halka

dayalı, sosyal ve demokratik kurallar içinde arayan  biri..

 

Diğer yanda: Arap-İslam inanç orijinli , “Kürt halk

hareketi” liderliğini, kendi feodal aşiret ve inanç liderliği

(Ağalığı- mollalığı) için kullanan, bunun için de Kürt

coğrafyasını paylaşan (Kürtleri yadsıyan) devletlerin “şer”

güçleri ile her türlü  teslimiyetçi   anlaşmalar yapmakta

sakınca görmeyen ve  ABD Türkiye ve İran Şahından

alacağı bir yardım umarı uğruna, teslimiyetçiliğini kendi

halk çocuklarının kıyımında kullanan, bunun içinde

olmayacak ilkel aşiret ve inanç dak-dubara, hile ve

zalimliğe senaryo ve komploları  düzenlemekte deneyimli

ve usta  bir Kürt liderliği..

 

İşte işin iç yüzü .. İşte  Türkiye’den Dr. Şıvan ve

arkadaşlarının yok edilme nedeni. İşte İran’dan Süleyman

Muini ve arkadaşlarının katledişi ve cesetlerini Şaha

teslim eden sokaklarda sürükleten Barzaniler… İşte

Kürtleri Kürtlere kırdırma…        

  

                                         **

 

Arka kapak notu:        

 

“Kendisi de Civarikli olan Hüseyin Akar’ın yazdığı Dersim-

Civarik İki Uçlu Yaşam kitabı; doğası, günlük yaşamı, acısı

aşkı ve aşkın kişilikleriyle bir yöreyi ve insanını anlatan bir

çalışma. “Kültür”ün en kısa ve özlü tanımlarından biri

“yaşamla ilgili her şey” olarak yapılıyor. Elinizde ki bu

kitap Civarik özelinde heterodoks Alevi-Kürt kültürünü

renkli biçimde yansıtarak kendi yerelliğinin ötesine de

sesleniyor.

 

Kitabın en özgün ve çarpıcı yönlerinden biri de Dersim’in

ünlü şairi Sey Qaji’nin hayatı ve şiirlerinin ilk kez yazılı

hale getirilmesidir ( Not sonradan bu kitaptan

alıntılarla Sey Qaji ve Sey Can Kürt dünyası edebiyatına

girmişlerdir).

 

Eserde yer isimleri yazılırken, özgün Kürtçe alfabe esas

alınmıştır. yer ve şahıs isimleri sesleniş biçimleri esas

alınarak aktarılmıştır.

 

Kitabın son bölümünde Hüseyin Akar, Civarik kökenli en

politik ve tanınmış kişi, trajik ölümünden sonra adına

siyasal hareketler oluşturulacak kadar etkili, karizma tik

bir Kürt martını olan köylüsü ve akrabası Dr. Sait

Kırmızıtoprak’ın yine bir Kürt lideri olan Sait Elçi ile aynı

zamanda öldürülmesi olayını irdeleyerek, bu esrara

büründürülmüş olayı, daha doğrusu komployu

aydınlatacak yeni bilgi ve ip uçlarını sunuyor.”  


    

http://huseyinakar.com/dersim_civarik.htm  


---------------------------------------------------------------------------

 

 

 
  Bütün hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Serê na dinade theyr u thur zonê xo de waneno. Qılancıke qiştnena, hes lımeno, kutık laweno, verg zurreno, ga qorreno, bıze qırrena, phepug waneno. Vas hencê xo sere rewino. Kam ke aslê xo inkar keno, wele erzeno rêça xo sono.