Serê na dinade theyr u thur zonê xo de waneno. Qılancıke qiştnena, hes lımeno, kutık laweno, verg zurreno, ga qorreno, bıze qırrena, phepug waneno. Vas hencê xo sere rewino. Kam ke aslê xo inkar keno, wele erzeno rêça xo sono.
   
  SIMA XR AM! DERSİM ZAZA PLATFORMUNA HOŞ GELDİNİZ!
  DERSİM
 
"

Çhemê-Muzuri + Xarçık_Mamekiye 

DERSİM

OTONOM BİR COGRAFYA VE SORUNLARI   

Dersim, tarihte otonom bir coğrafyayı çağrıştırır. Fakat, kimilerine askeri kuşatma sonucu Cumhuriyet tarihinden sonra çizilen bugünkü Tunceli il sınırını çağrıştırmaktadır. Ve kimilerine de Kürdistan'in küçük bir şehrini.

Hemen belirtmek gerekir ki Dersim, Kızılbaş inancını taşıyan ve Zazaca konuşan etnik bir topluluğun coğrafyasıdır. Dersim insani kendine Kırmanc der; coğrafyasını Kırmanciye (Dersim) olarak adlandırır. Ne Türk’tür, ne Kürt. İnancı ve felsefesi ise İtiqatê Kırmanciye (Kırmaciye inancı) olarak isimlendirir. Kızılbaşlığı (Aleviliği) Türk ve Kürt'ten ziyade kendine hastır. Bu coğrafyanın hududu batıda Sivas, doğuda Erzurum-Muş hattına kadar ve güneyden de Fırat ve Murat nehirleriyle çevrili olan bir bölgedir.

Dersim, yabancı istilalara karşı başarı ile direnmiş ve Osmanlı istilalarına uğrayan Alevi ve diğer halk ve aşiret mensuplarını bağrına basmıstır. Dersim, 1895-96 ve 1915 Ermeni soykrımından kaçan onbinlerce Ermeniyi bağrına basar. Kısaca, Dersim hem bağımsız statüsünü ve hem de bu statüsünü kullanarak merkezi devlet otoritesine karşı olan muhalif güçleri korur.

Alp Arslan yönetimindeki Selçuklular'ın 1071 Malazgirt savaşanda Bizans İmparatorluğuna galip gelmesi ile İslama bağlı göçebe Türkmen aşiretleri Anadolu'ya yayılır. 1300 yıllarında Osmanlı hanedanlığı kurulur. 1402 de Timur Leng'e yenilmesine rağmen, varlığını sürdürür. Osmanlı İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu'nun yardımına koşan Haçlı ordusunu geri püskürtür. 1453 te Fatih Sultan Mehmet komutasında İstanbul'u işgal eder ve Osmanlı İmparatorluğu'nun baş şehri olarak ilan eder.

İstanbul'un fethi ile Osmanlı İmparatorluğu'nun yayılmacılığı hızlanır: Batıda Trakya'yı, Makedonya'yı, Sırbistan'ı, Macaristan, Bulgaristan'i ve Bosna'yı, Yunanistan'ı, Arnavutluk'u ve doğuda Suriye'yi, Ermenistan'ı, Mısır'ı işgal eder. Osmanlı ordusunun Viyana kapısına dayanmasıyla, Osmanlı İmparatorluğunun yayılmacılığı 16. yüzyılda had safhayı bulur. Kuzey Afrika'nın Arap devletleri ve Kıbrıs Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilir. Osmanlı devleti bu dönemlerde Dersim'i kendi topraklarına dahil olarak görmesine rağmen, Dersim'e hakimiyet kuramamış, otonom yapısını kırmayı başaramamıştır. Osmanlı Devleti, Dersim otonom statüsünden dolayı defalarca sefer düzenlemiş, fakat bir sonuç alamamıştır. Kısaca Osmanlı sefer eylemiş, zafer eyliyememiş. Fatih'le başlayan sefer, Cumhuriyete kadar devam eder.

Osmanlı devleti Dersim'i kendi haritalarına dahil etmesine rağmen, Dersim fiiliyatta kendi kapısını dış işgalci güçlere kapalı tutmasını bilmiştir. Dersim'i işgal için Osmanlı İmparatorluğundan Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı ve Türk sivil-askeri müfettişleri rapor üzerine rapor sunmuşlar. Bu raporlardan da anlaşıldığı gibi, gerek Osmanlılar ve gerekse Cumhuriyet idaresi, Dersim'in otonom yapısını kırmak için büyük askeri şiddet ve siyasi hilelere başvurmaktan geri kalmamışlar: Osman oğullarının kurduğu genç devlet, Dersim'e komşu olduğu zaman, buraları müthiş bir Kızılbaşlığın tesiri altındaydı. Dersim, on beşinci milat asrında (15. yüzyılda) Osmanlı Padişahı Fatih Mehmet'e taktim edildi. Fakat Dersim, Osmanlı Devletinden bi-haber, Osmanlı devleti de Dersim'e lakayt idi. Yavuz Selim, Acem Şahiyle Çaldıran'da çarpışmaya giderken, bu Kızılbaş dağlarını titretmeden geçmedi. O günden beri Dersim bizim haritamıza dahildir. Fakat kapısını misilsiz bir inatla içinden kilitlemiştir. (N. Hakki, age, s. 25)

Dersim'in dış güçlerden bağımsız yaşadığını ve kendine has öz idare biçimiyle yönetildiğini keza aynı Naşit Uluğ raporunda belirtmektedir: Osmanlı idaresi altında Dersim, dört buçuk asır devletle alaksı kesik sayılabilecek bir aşiret derebeyliği hayatı sürdü. ... Nizami Cedit devrinde de Dersim'le meşgul olmak istenilmiş, bu agaları kaldırıp, kazanıp Dersim'de devlet nüfuzunu kurmak çareleri aranmış ve fakat bu teşebbüs bir semere vermemişti. (Naşit Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor, İstanbul 1939, S. 121-22)

20. yüzyılın ilk yarısında Dersim'in istilası için incelemelerde bulunan Naşit Hakki raporunda şöyle der: Coğrafya kitaplarının kapalı memleket dedikleri Tibet'i bile birçok keşif ve sefer heyetleri baştan başa katetmişlerdir. Fakat Dersim, devlet memurlariyle asker kıtalarından başkasının kuşbakışı bir tetkikine bile mevzu olmamştır. 1925 senesi haziranın sıcak bir günündeyiz. Fatih Mehmet, İstanbul'u alalı aşağı yukarı 470 sene var. Dersim de İstanbul'la hemen aynı senelerde bu devlete bağlandı. Fakat bu beş asırı ondan evel nasıl yaşıyorsa öyle geçirdi. Ona, hayatında yalnız sev Kitabii hakim oldu. (N. Hakki, Derebeyi ve Dersim, Ankara 1932, s. 19)

Dersim her ne kadar Osmanlı Devletine bağlanmış ise de, o yaşamak istediği tarzda yaşamıştır. Yani onun hayatına Osmanlı-Türk kanunu, nizamı ve Türk'ün rapt -ı zaptı değil, sev Kitabii (N. Hakki'ya göre hayvansal) , yani kendi içgüdüsü, kendi yaşam biçimi -doğa felsefesine uygun kısmen anarşik- hakim olmuştur.

Osmanlı Dersim'e sefer edipte, zafer eylemeyince, Dersim'den de asker almayı sağlamak suretiyle bu bögeye nüfuz etmeyi düşünmüş ve bunun için de Dersim reislerine nişan, rütbe ve hediye dağıtarak Dersimi nüfuzu altına almayı denemiştir. Örneğin İsmail Hakkı Paşa ve Erzurum Müşürü Semih Paşa Dersim reislerini Erzurum'a davet eder ve onlarla temas kurup Dersim'e hakimiyet kurmak ve o bölgede nüfuz sahibi olmak isterler, fakat sonuç alamazlar.

Tanzimat döneminde Dersim'i yöneten Hüseyin Bey'den (Zazaca: Çê Sosen Bey) memnun olmayan Osmanlı, Hüseyin Beyi Vidin'e sürgün eder. Hüseyin Beyin yerine oğlu Ali Bey geçer. Ali Bey Osmanlı Devleti ile ılımlı bir politika sürdürür, fakat buna rağmen Osmanlı devleti Dersim'in idaresinden memnun kalmaz: ...içeriye girip asayışı tesis edemiyen Osmanlı devleti ağaya mevki vererek halkı avucunun içinde tutacağını sanıyordu; maalesef ağa hükümete karşı halkı, halka karşı hükümeti ileri sürerek kendi menfaatini temin ve temasta olduğu adamları da itima ediyordu. Dersim umum müdürü Erzincan da göz hapsi altında tutulurken, Dersım'in içinden yeni ve daha zorlu bir haydut başı türedi; Şeyh Süleyman beş bin silahli ile, ne Dersim umum müdürünü ve ne de Osmanlı idaresini dinliyordu. (N. Uluğ, age. Ş. 122, Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları 2, İstanbul 1992, S. 159-160, bak M. Kalman, age, S. 60-61)

Dersim'de nüfuz yarışına giren Osmanlı sefer üstüne sefer, askeri işgal için siyasi ve askeri Müfettişler tarafından rapor üzerine rapor hazırlanmaktadır. Bu raporlar Dersim'in bağımsız olduğu doğrultusundadır ve amaç Dersim'in bağımsızlığını kırmaktır: 1875 yılına kadar Dersim'de bir yandan nüfuz yarışı olurken bir yandan da etrafta sarkıntılıklar devam ediyordu. Nihayet Ahmet Muhtar Paşa 1875'de apayrı bir yoldan Dersim'e nüfuz denemesinde bulundu. İsmail Hakki ve Semih Paşalar gibi o da Derşim reişlerini Erzurum'a davet şuretiyle bir toplantı yapmıştı. Bu davete Hozat ve civarında nüfuz sahibi Mansur Ağa ve Şeyh Süleyman gelmediler. Toplantıya katılanlar arasında Şah Hüseyin Beyzadelerden Hüseyin Bey ile Mazkirt Kaymakamı Gülabi bey de vardı. Toplantıda yapılan eski teklifleri Hüseyin Bey itirazla karşılamış, Gülabi Bey ise kabul ederek bazı taahhütlere girişmişse de başaramamış ve neticede yeni türeyen reislerin nüfuzu ve ihtirasları sonucu öldürülmüştü. Ve neticede Dersim de aile nüfuzunun kırılmasını önleyememişti ve Hozat civarının hakimi ve akideleri icabi Türklüğe ve hükümete düşman olan Mansur ağanin eline geçmesine engel olamamıştı.

Dersim bölgesindeki Dersimli kaymakamlar her ne kadar Babiali adına hükümet icra ettilerse de Dersimlilerin asker vermesini ve diğer tekalüfü ifa etmelerini sağlayamadılar.

Özellikle merkezi Dersim'de 5000 kişilik küçük bir ordusu ile ve bölgesinde o zamana göre tahkim edilmiş beş kaleciği ile duruma tamamen hakim ve Türklere düşman olan Şeyh Süleyman ailesinin muhitine ise hükümet müfuzu asla yanaşamadı- (Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanlari, s. 160)

Dersim, Osmanlının tüm çabalarına rağmen ona asker vermez. Dersim'den ordu isteyen Osmanlıya Dersim büyükleri şöyle cevap verir: Biz ne kuvvet veririz, nede destek veririz. Çünkü mecbur değiliz. ...Biz ülkemizi sultansız da koruyabiliriz. (M. Kalman, age, s. 66) Ve Dersim yokolmaması için kadını ve çocuğu ile birlike topyekün direnir. Diğer Dersimli aşiretlerin yardımına koşan Dersim'li Ermeni Mirakyanların başı Giron Osmalılara karşı yiğitçe dövüşür; çatışmanın en şiddetli anında Osmanlı Atını ele geçirir, çocuklara, Çocuklar öyle de ölünür, böyle de. Belki kazanabiliriz, korkmayalım! der ve çarpışma sonucu coşkularını şöyle dile getirirler:

Kılıcımızı vurduk taşa,

Taş yarıldı baştan başa,

Nere kaçarsın Osman Paşa...(Antranik, aktaran M. Kalman, age., s. 67)

Yine Dersim'in Dujikbava mıntıkasında Osmanlılarla savaşa giren bir Dersimli Seyit, Osmanlıyla olan savaşını şöyle anlatır: ...Osmanlı ordusu yeniden Tujik'e saldırmaya başladı, biz de şiddetli bir karşı saldırıya geçtik. Topçu ateşleri doruklara yetişiyordu ama etkili değildi. Bu son kavga 15 gün sürdü. Ne biz yenildik, ne onlar. Artık çatışma hızını yitirmişti. Ne zaman ki onlar ateşle bizi yenemeyeceklerini anlayınca Düzgün Daği'ni kuşatmaya aldılar. Sanıyorlardı ki, bizleri aç ve susuz bırakarak teslim alacaklardı. Fakat bizim yiyeceğimiz, içeceğimiz, giyeceğimiz ve yatacağımız o kadar çoktu ki, yıllarca dayanabilirdik. Dış yardıma ihtiyaç duymayacak haldeydik. Çünkü Düzgün Baba'nın üzerindeki kaynak sular, otlaklar vs. vardı. Ve bularla bütün gereklerimizi karşılayabilir ve hayvanlarımızın sütü ve yünüyle onlarca yıl geçinebilirdik. (Antranik, aktaran M. Kalman, age., s. 68)

Dersimliler geçici yenilgiler yaşamiş ise de, bir bütün olarak Osmanlı devletinin eğemenliğini geri püskürtmüş ve onun idare biçimini geçersiz kılmıştır. (Bak M. Kalman, age., s. 70)

Yine Osmanlı hükümeti, Ermenilere karşı Dersim'den ordu alaylarını istemiştir; fakat Dersim bunu redetmiştir. Dersim, yalnız Osmanlının bu isteğini redetmekle kalmaz. Osmanlı ve Türk hısmına uğrayan Ermenileri korur. Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermeni-Kürt ilişkileri yazarı Ermeni Garo Sasuni bu konuda şöyle der: Dersimliler Ermeni eylemcileriyle çok dostane ilişkiler içindeydi ve daha sonra Birinci Dünya savaşı esnasında birçok Ermeniyi kurtarmışlardır. (G. Sasuni, age., s. 121)

Garo Sasuni Kitabının başka bir yerinde Ermenilerle ilgili Dersim hakkında şöyle der: Örnegin Dersim Ermeni kurtaran ocaklardan biri olmuş ve bu sayede 20 000 Ermeni hayatta kalabilmiş, bunlar sonraları Erzincan ve Erzurum yoluyla daha doğuya geçip kurtulabilmişlerdi. (G. Sasuni, age., s. 153)

Doğu cephesinde Ermenilere karşı Müslüman halkı yanına almaya çaba sarfederek savaşan Kazım Karabekir, Kızılbaş Dersim'i yanına almayı başaramamış. O'nun bu konudaki raporlari G. Sasuni'nin bilgilerini doğrulamaktadır: Yukarı Abbas Uşağı aşireti Ruesasından Seyyid Rıza: Bu adam Ruslara dehalet etmiş ve Rusların büyüklüğüne kani olmuş ve Hükümet-i İslamiye aleyhdar bir hınzırdır. Ermeniler ile muhaberesi, eşkiyalığı, edebsizliği ve nihayet tezvirati... olmuştur. (Kazım Karabekir, Kürt Meselesi, İstanbul, 1994, s.83)

Belit Usağı Reisi Zeynel

Hemen mütareke zamanına kadar Ermeniler ile dostluğunu muhafaza etmiş ve haydut gibi en serir Ermeni casusu bundan himaye görmüs... (K. Karabekir, age., s. 82)

Karaballı aşireti Reisi Mehmed Ağa

Bu adam menfaatinin temini için oğlu ve akrabaları ile bir çok ermenileri Erzincan'a firar ettirilmesine ve hatta 18. 1. 34 tarihinde derdest edilen Hamtur Boyaciyan namındaki Ermeni 'yi dahi 16. 1. 34 tarihine kadar himaye ve Ruslarla gizliden gizliye muhabere... etmiştir. (K. Karabekir, age., s. 84)

Ferhad Uşağı Ruesasindan Havşarlı Küçük Ağa

Erzincan'in sukütuyla beraber idare İbrahim Ağa refakatinde olarak Ruslara dehalet eden ve Ermenileri Rusya'ya firar ettiren bir hınzırdır. (K. Karabekir, age., s. 85

Karaballı (Karayalı) aşireti Ruesasından Kanko zade Sevak Müdürü Mehmed Ali Ağa

Harput Ermenilerinin Koç Uşağı vasıtasıyla firarlarına başlıca sebep ve bu yüzden çok para kazanmış bir kimsedir. (K. Karabekir, age., s. 86)

Dersimlilerin bağrına bastıkları binlerce Ermeni arasında Soloman Tehleriyan da bulunmaktadır. Dersimli yaşlı bir kadın Erzincan katliamından yaralı olarak kurtulan S. Tehleriyan'in yaralarını sarar; onu iki ay misafir eder. Ermenileri yanında barındırmanın suç ve cezası ölüm olduğundan, Dersimliler Tehlerian'nin ve Harput'ta katliamdan kaçan diğer iki Ermeniye, Iran'a gitmerini önerirler ve bu konuda gereken yardımı sunarlar. Tehleriyan İran'a gider. İran'da bir sene kaldıktan sonra katliamda sağ kalan akrabalarını görürüm umuduyla 1916'nın sonuna doğru Rus askerlerinin işgali altında olan Erzincan'a döner, fakat aile ve akraba efradından sag kalan kimseyi bulamaz. Tehlerian buradan Tiflis'e gider ve orda iki sene kalır. Yine sağ kalan akrabalarini görürür umuduyla 1919'un başlarında Tiflisten İstanbula gider. Tehlerian İstanbulda kimseyi bulamayınca, Istanbul'dan Selanik'e ve Selanik'ten Sırbistan'a gider. Tekrar Selanik üzerinden 1920'nin başlarında Parise gider. Ermeni Katliamının pisikolojik etkisiniden bir türlü kurtulamayan Tehlerian Paris'ten Berline gider ve 15 Mart 1921 tarihinde Ermeni Katliamının Mimari Talat Paşa'yı Berlin Charlottenburg, Hardenbergstraße 37'de öldürür. (Bak Der Völkermord an den Armeniern vor Gericht, Tessa Hoffman, Göttingen, Wien, 1980)

Fatih Sultan Mehmet ve Kızılbaş düşmanı Yavuz Sultan Selim ile başlayan Dersim'e sefer ve istilalar Tanzimat ve Abdulhamit'in istibdat döneminde de devam eder. N Hakki : İşte bu Seyit Rıza´nın dedeleri hiç bir hükümet saygısı bilmeden Sultan Hamit devrine kadar geldiler diyor. (N. Hakkı, Derebeyi ve Dersim, Ankara 1932, s. 45)

Komün kanunun hiç yeri olmadığı halde ilkönce Dersim'de tatbik sahası bulduğunu söyleyen Türkçü N. Hakkı, Dersim'in azdığını, yani yabancı boyunduruğu kabullenmediğini yazmaktadır: 1324 senesi ilkbaharında artık Dersim, bir istibdat sultanı için bile hazmedilemiyecek kadar azmıştır. Dersim, hiç bir şey dinlemiyordu. Bugün en akıllı ve uslu görünen Dersim basları, en önde Diyap Ağa olduğu halde ayaklanmıslar, Ovacık havalisinde bulunan Kıtaatı muhasara etmişlerdi. Asi Dersimlilere Seyit Rıza kumanda ediyordu. Garnizon kumandanı neden sonra bir neferi muhasara hattından kaçarak Kemah´a gönderebildi ve oradan Dördüncü Ordu Müşürünü haberdar ettı. Dördüncü Ordu Müşürü, nihayet Abdülhamit'ten Dersim´i tedip iradesini alabildi. Hemen dört taraftan 17-18 tabur asker toplandı. Taburlar önce muhasarayı kaldırarak Ovacık garnizonunu kurtardılar. Hozatlı asiler, kamilen Munzur suyu tarafına atıldı, bir kısmı daha iltica etti.

Her nekadar asiler Muzur suyu tarafina atıldı deniliyorsa da, asi olarak adlandırılan Dersimlilerin şartlarını dağlarına çevirdikleri besbelli. N. Hakkı 17-18 tabur askerin bir sonuç vermediğini itiraf etmektedir: Tam o sırada, meşrutiyet ilan edildi. Ağalar şaşırdılar, ... eşkiya mukavemetten vazgeçti. Kumandan: Bizim vazifemiz tamam, bundan sonrası idarei mülkiyenindir. ... Asker garnizona dönünce Dersim gene eski Dersim oldu. Harekat neticesiz kaldı, yapılan fedakarlıklar boşa gitti. Seyit Rıza bu hareketin de kahramani idi. (N. Hakki, age, s. 45-46)

Görüldüğü gibi Dersim, Osmanlı devlet otoritesine karşı -Kızılbaş düşmanı Yavuz'dan Abdulhamit'e kadar- direnir: O, ne Osmanlı devletinin meşrutiyetine inanir , ne Abdulhamit'in merkezi istibdatına, ne de JönTürklere boyun eğer.

Doğuda Emenilere, batıda Türklere ve güneyde Kürtlere komsu olan Dersim, Osmanlıya karşı kendi Kızılbaş inanç ve tabiat-sever bir felsefe biçimi ile yarı-anarşik şekilde dış güçlere karşı bağımsız olarak yaşamını sürdürmeyi başarır. Fakat Cumhuriyet Türkiye'si Osmanlı devletinin sürdürdüğü ve sonucsuz kalan askeri seferlerini üstlenir ve Cumhuriyet için bir hercümerc yuvası ve bir çiban haline gelen Dersim üzerine kesin bir amaliye yapmak şart olduğunu söyler. (I. Beşikçi, Tunceli Kanunu 1935 ve Dersim Jenosidi, İstanbul 1990, s. 25, Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanlari, s. 165)

Ve ne yazık ki Cumhuriyet Türkiyesi 1937-1938 Dersim direnişini kırar, otonom yaşamını noktalar ve Dersim'i teslim alır. (Dersim'in bağımsız yaşadığı tezi için bak V. Timuroğlu, Ankara, 1991, ş. 31-33)

Dersim ve Dersim Türktür tezi?

Gerek Osmanlı Mutasarrıfı ve gerekse genç Türkiye Cumuhriyeti'nin Müfettisleri olsun Dersim hakkında tuttukları raporlarda, Dersim'in genellikle Türk olduğunu belirtirler: Dersim Mutasarrıf´ı Arif bey 1903 yılında içişleri Bakanlığına yolladığı bir raporda Dersim sancağının Türklerin pek eski barınağıdır ve Türklerden başka hiçbir nesil eserlerine ve anılarına ratlanamaz der. (M. Kalman age. s. 81)

Naşit Hakki: Muhammet Araptı, Dersimli, Horasan'ın öz Türküdür (N. Hakkı, age, s. 30)

Yine bir Dersimliye aslın nedir diye soran N. Uluğ, şu cevabı alır: Ben ne bileyim, aslim Dojikbabadan... Kureysanlıyız. ... Biz İmam Cafer'in evladıyız (N. Uluğ, age, s. 41)

Bir bütün olarak olmasa bile, Dersimli burda kimliginin bir yüzünü anlatmaktadır.

Fakat Türkçü N. Uluğ, Dojik kelimesinin Tacik kelimesinin bir bozuntusu olduğunu ve Tacik kelimesini Türklüğe bağlamaktadır. (N. Uluğ, age, s. 42)

Uluğ, Orhon abideleri Az adlı bir ulusu Türk camiasinin bir parcası olarak kaydettiğini söyler ve bu Az kelimesi tekrarlana-tekrarlana Az-Azdan Zaza'ya dönmüş bir kelime olabilir. (N. Ulug, age, s. 55) diyor.

Uluğ, Bitlis Beyi Şeref Han'in Şerefnamesinde Zazaları Kürtlerden saymadığını berlirtir ve Dersimleri Zaza olarak görür. Ve Zazaların mezheb bakımında ikiye ayrıldığını vurgulamaktadır. Şafi Zazalar bulundukları muhitin icabi olarak Doğu komsularımızla daha fazla temas ettiklerinden dillerinde göç yollarından getirdikleri kelimeler daha barizdir. Daha fazla Lice, Palu ve Çapakçur bölgelerine serpili bulunan bu insanların ahlaki telakikilerinin iptidailiğine karşılık mezhebi taassupları kuvvetlidir; Hanefi mezhebinde onlara kafir derler. 24 yaşına kadar Türkçe'den başka bir tek yabanci kelime bilmediğini bana söyliyen Doğu illerimizde 1925 taassup isyanının reisi Şeyh Sait, dağlarda yaşıyan ve karanlıklar içinde kalan bu Zazalara dayanarak hükümete karşı yürümüştü.

Kızılbaş Zazalara gelince, bunların mezhep ayinleri Türkçedir. Ayinlerde Türkçe nesefleri dinlerler, kadın olsun erkek olsun ihtiyarlari dilimizi iyi konuşurlar.(N. Uluğ, age, s. 58)

Türkçe'nin lehçesi olarak gördüğü Zazaca hakkında Uluğ şöyle yazar: Vokaller ekseriyetle değişir; sesleri kendi hançeresinin (gırtlak), dilinin ve ağzının teşekkülüne uydurur. Bir yol üstü konuşmasında hatırımda kalan sözleri size dağlının lehçesini tanıtayım:

-Çorbayi ne ile içersin?

-Kosik ile..

-Çamaşiri nerede yıkarşın?

-Legan'da.

-Samanı ne ile getiririsin?

-Çuvale ile (sondaki e fazla)

-Çarşıdan ne alacaksın?

-Sekar.

-aldıklarını ne ile taşıyacaksın?

-Begir ile, Ostor ile..

-Eşkiyalık eder misin?

-Hasa, ben böyle alçagiyo kabul etmem.. Ben hükümete düsmeni etmem. (yani düşmanlık)

-Bu basmaları kimin için aldın?

-Torn-ho icin .. (Torunları için)

-Baban sağ mı?

-Ahrete yolunu boyladi (T'den sonraki e fazladır)

-Geçenki kargaşalıkta nerde idin?

-O bozuk'ta ben köyden çikmamisem.

-Bu yoksuzluğun sebebi ne?

-Sebebi açigo, agalar, seyitler...

-Şimdi Cumhiriyet devri, neye onları dinliyorsunuz, ...

-doğru ayibo, ayibo!

-Atatürk size hürriyetinizi bahsetti, ne korkuyorsunuz?

--Biliyoruz Atatürk bize Cumhuriyet bagis etti. ...

-Bu hayat ağır değil mi?

-ağıro, elbet ağıro... ama biz bisucuz...

-Burda oturmak şart değil a... Ovalara inin!...

-burası kalik topragi (dede topragi), Piriklerimiz... Biz hayina etmedik, nacaro, burada temeliyo (yerleşik), buradan gitmeye güç nekene...

Gerçekten felegin germ-ü -serdini (*) görmüş ve geçirmiş Dersimli, sıcaklık yerine germo, soğukluk yerine serdo, göz yerine çim, yük yerine bar, güzellik yerine rındo da der: bu kelimeler yumuşak bir söylenişle Osmanlı şivesine girmiş olduğunu biliriz.(N. Uluğ, age, s. 56-57)

Doğu cephesinde Ermenilere karşı savaşan Kazım Karabekir Dersimlilerin Türk ve dillerinin Türkçe olduğunu iddia etmektedir: Dersim efradının lisani umumiyetle Zaza lisani olup Kürtçeye yakındır. Aşayirden bazıları ilk bahardan sonbahar ibtidasina kadar gecemişin olarak (gece kalıcı olarak) yaylada ikamet eder. Ve kışın köylerine çekilirler. Dersimlilerin ecdadı Mavera-yı Türkistan'dır. Burada hicret etmiş Şeyh Hasan ve Seydanlı namında iki biraderden teessürle (Şeyh Hasanlı, Seydanlı) namında iki büyük kabile vucuda getirmislerdir ki elyevm (bugün) mevcud aşayir behemehal bu iki kabileden birine mensubdur. Fil'asl (Kökende) Türk olan Dersimliler murur-i zamanla kendi adet ve milliyetlerini terk etmiş ve lisanlarini kaybetmişlerdir. (K. Karabekir, age., s. 87)

Dersimlilerin kullandiği dilin, yöresel Kırmancki olarak bilinen Zazaca'nın Türkçe olmadığı belli ve açıktır. Fakat bilimadami olarak geçinen Türkçü Müfettişler ve istihbarat mensubları dilbilim adına, TüjikBaba'yi Tacik kökünde arar, Az kelimesi tekrarlana, tekrarlana Zaza olmuştur derler. Yine bu Türkçü 'bilimadamları'na göre Zazaca germ kelimesinin kökü Moğolca'daki Kerm kökünden geldiğini iddia etmektedirler. Kerm Moğolca'da kaplıca demekmiş. Serd kelimesinin kökü de Türk dillerinde Se kelimesinden türediğini sanmaktadırlar. Se'de su olduğu izahına lüzum yoktur der N. Uluğ. (N. Uluğ, age, s. 57) Bilimsel olarak bunu tartışma konusu etmek bile gereksiz ve yersizdir. Çünkü Resmi Türk Tarihi Tezi, artık aklı başında herkesin karşısında katıla katıla güldüğü bir soytari durumundadır. Hiçbir bilimsel belge ve bulguya dayanmayan, içi boş, kof tezlerden oluşan bu tarih araştırmacılığı bugün artık iflah olmaz bir noktadadır. (Özgür Polıtika, 29.3.1996) Ayrıca, Zazaca ve Türkçe biribirinden farklı, ayrı dil guruplarına bağlı ve biribirinden bağımsız ayrı ayrı diller olduğu dilbilimcilerince bilinen bir gerçektir.

Bilimsel olmayan resmi teoriler 70 senelik Türkçülük politikasi ile birlikte iflas etmiştir. Fakat unutmamak lazım ki, bilim adına yola çıkan bu tür ırkçı -Türkçü görüşler Dersim'in 'germo ve serdo'sunun Türkçe olduğunu söylerken, bu tezin Türk aydını ve entelektüel cevresinde etkisiz ve tesirsiz kalmadığını söylemek yanlıs olmaz. Bunun da ötesinde, bu ve benzeri görüşler bir gelenek halini alma tehlikesini taşıyabilir. İşte tehlikeli olan da budur. Bu da, resmi-ırkçı ve şiddet sonucu yaratılan zorba tarihin sürekliliğini pekiştirir.

Dersim Kürt tür tezi?

JönTürkler Abdülhamit'in istibdatina son vermek için Anadolu da yaşayan halklara özgürlük ve hürriyet vaadinde bulundular. Politik iktidarlarını pekiştirdikten sonra, vaad ettikleri reform, eşitlik ve hürriyet düşüncelerini geri plana ittiler ve Pan-Türkizmi kendilerine ideoloji olarak seçtiler. Halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesinden korkan JönTürkler, Abdulhamit despotizminin yaptığını aratmayacak katliamlar yaptılar. JönTürklerin ileri gelen simalarindan Talat Paşa övünerek şöyle diyordu: Ermeni sorununun hal etmek için Abdulhamit'in 30 sene içinde yapamadığını, ben daha fazlasıyla bir günde yaptım. T. Hofmann, Hr., s. 68, 1985)

JönTürklerin Birinci Dünya savaşında yenik düşmesi ile Pan-Türküzim idealindeki Büyük Türk İmparatorluğu gercekleşmez. Bunu anlayan Mustafa Kemal, Müslüman olan Kürtleri yanlarına alarak, Doğuda Ermenilere karşı, batıda gavur Yunanlara karşı Misak-i Milli sınırları dahilinde bir Türkiye için savaşır. Mustafa Kemal Türk milli devletini kurduktan sonra, Türk olmayan diğer halkları şiddete dayanan bir asimilasyon politikasina tabi tuttu. Asimilasyona boyun eğmeyen halklar ya şiddete başvurularak sürgün ettirir veya fiziki olarak yoketme planlarını uygulamaya hazırlar.

Yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi, Kürt ve Kırmanc/Zazalara (Zazalar) karşı asimilasyonu şiddet yoluyla uygulamaya girişir. Cumhuriyetin askeri siddetine ve asimilasyona karşı Zazalar ve Kürtler direnirler. Milli Türk devleti, Şeyh Sait önderliğindeki Zaza ayaklanmasından sonra, hala otonom statüsünü koruyan Dersim'e yönelir. Amaç Dersim'in otonom statüsünü kırmak ve Dersim'i askeri, siyasi ve kültürel olarak Türkluğe bağımlı kılmaktır.

Genç milli Türk devleti Dersim'i bir çiban başı olarak görür ve Dersim'i işgal etmek için askeri olarak kuşatır. Dersim, kendi sosyal-kültürel, Kızılbaş inanç ve felsefesine ve kendi diline (Zazaca) yönelen Türk zulmüne karşı topyekün (istisnalar hariç) direnir, başkaldırır. Buna rağmen Dersim yenik düşer, coğrafyası askeri olarak işgal edilir ve insanları kültürel, sosyal ve yaşam biçimi olarak esir alınır.

Türkler sosyolojik, kültürel araştırma zahmetine katılmadan bilim adına Dersim'i tarihe Türk olarak tanıtmaya çalışmışlardır. Dersim'in Türk olmadığına kanaat getirmeyenler ise, Ankara'nın doğusunda yaşayan ve Türk olmayan herkesi Kürt olarak nitelemişlerdir.

Dersim, 1938 yenigisinden sonra, siyasi ve kültürel olarak şiddetle sarsılır, mevcut yapısı bir altüst olamyi yaşar. Asimilasyon Dersim'i bir ahtapot kolu gibi sarar. Milli bilinç ölü noktasına varır. Dersim'in kendine olan güveni sarsılır. Aşiret ve insanlar arasındaki ilişkiler bozulur, iyi ve dostane ilişkiler, yerini güvensizliğe bırakır. Bu hal 1960 lı yıllara kadar devam eder.

Yenilgiden sonra Dersim identitesi (kimlik) ve kültürel uyanışı sönük kalır. Bu durumun da sonucu olarak Dersimlilerin bir kısmı sol görüşlere meyil göstererek, Türk soluyla kader birliğine girer. Diğer bir kısmı da milli olarak uyanan ve bu uyanısı Türk devletinin baskı ve inkarci politikasına karşı yönelten Kürtlere katılır. Dersim, Kürtlerle aşağı yukarı aynı kaderi ve sosyo-ekonomik yapıyı paylaşır, aynı askeri zorba ve zulüm tarafından sömürgelestirilir. Bundan dolayı da Kürtlerle aynı paydayı paylaşir. Dersimli genç devrimci aydınlar, Türk ve Kürt milli sol hareketlerine katılırken, kendi tarihlerini, sosyolojik toplum yapılarını, kendi insanının kültürel ve pisikolojik yapısını göz önüne almadan katıldılar. Bu, onları Türk milliyetçiliğinin ve onun askeri şiddetinden kurtulmak için -bilinçli veya bilinçsiz- kendi varlığından büyük fedekarlıklara itti. Bu durum, Dersim identitesini (kimliğini) dahada kirize soktu ve belli ideolojik görüşlere bağımlı kıldı. Dersim, haklı olan Kürt mücadelesine omuz verdiğinden dolayı, kimliği ve identitesi ön plana çıkmış Kürt identitesine tabi tutmak yanlıştır. Bunun yanlış olduğunu gören Dersimli devrimci ve aydınlar, Dersim'in dili ve kültürü, tarihi ve geleceği hakkında arastımalarını yoğunlaştırıp, hasıraltı edilmiş ve edilmek istenen öz identitelerine eğilmeye başladılar. Dersimli aydınlar bunu yaparken, kendi insanını, tarihini, inanç ve felsefi yaşam biçimini, dilini ve sosyal-kültürünü temel almaktalar. Temel, kendi öz insani, dili, kültürü ve coğrafyası olunca, krize saplanmiş gibi görünen Dersim identite sorunu, kimyasal artıklara kurban olmamış berrak su gibi ortaya çıkmaktadır. Dersimliler kendi öz identitelerine yönelince, milliyetci eleştirilere maruz kalmaktadırlar. Kürt mücadelesinin geliştiği bir dönemde bu nerden çıktı diyen Kürt milliyetçileri az değildir. Birçok Kürt aydını ve milliyetçisi, Dersim'in tarihte otonom yapısını, dilinin, dini inançlarının farklı olduğunu gözönüne almadan, bizi bölüyorlar, devlet kışkırtmasıdır diye kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Bunu şöyle açıklamaktadırlar: Kurmanci (Kürtçe) ve Soranca'dan sonra Zazaca'nın da yazi ve edebiyat dili haline gelmesi önlenmelidir...Zaza folkloru derlenebilir; ancak öykü, şiir, Roman gibi edebi türlerden yazi yazilmamali, özgün eser verilmemelidir. Bu iş sadece Kurmanci ve Soranca'ya bırakılmalı....( Bak, Berhem sayı 3, Eylül 1992, sayfa 8 )

Tarih tekerrür eder gibi oluyor. Kürt devrimcileri kendi dillerine, kültürlerine sahip çıktıklarında, inkarcı şövenist mahkeme heyetleri, Kürtleri vatanı bömekle itham ediyorlardı. Kürt aydınları ve devrimcileri, Türkiye hiyar değil ki bölelim cevabını veriyorlardı. Bu cevap Kırmanc-Zazalar icin de geçerlidir. Belirtildiği gibi, sorun bölme sorunu değil, aksine kültürlerin ve halkların yan yana, eşit ve özgürce varlıklarını sürdürmesidir. Yani sorun özgürlük sorunudur.

Dersimliler artık kendi kimliklerini gizlemeye tahammül etmedikleri bir aşamaya girmişlerdir. Dersimlerin bu aşamaya gelmesinde, başta Dersimli yurtsever yazar, aydın ve Zazaca söyleyen sanatçılarımızın ve Desmala Sure, Piya, Kormiskan, Rastiye, Waxt, Berhem, Ware ve Tija Sodiri gibi Zazaca ve Türkçe çıkan dergilerin büyük faydası olmuştur.

Bu faaliyetler sayesinde inkarcilik ve asimilasiyon politikasinin yarattığı sis perdesi aralanmıştır. Dersim, öz kültürüne açılmak için kapalı tutulan kapıyı çoktan tıklatmıştır. Tarihi çok uzun bir inkarcılığa dayanan yalan tezlere karşı, gerçeği ve doğruyu savunmak elbette zordur. Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde, statukoculuğu savunmak kolaydır. Tam da statukoculuğa karşı gelinmesi gerekirken, Kürt hareketlerinin çok önemli bir bölümü teorik olarak Tükiye de hala geçerliliğini koruyan tekçi ve milliyetçi görüşleri benimsemişlerdir. Dolayısıyla kendileri dışında ki farklı kültüre tahammül göstermemektedirler.

Burdaki eleştiri hedefim şahıs değil, tersine şahısların tekçi ve statukocu görüşleridir. Kendisinden başka farklı kültüre ve kimliğe tahammül göstermeyen tekçi ve statukoculardan biri de Faik Bulut'tur. Faik Bulut Dersim dergisinin 1. sayısında Dersim meselesine yanlış temelde yaklaştığı ve bu yazımı keza Dersim dergisinde yayınlamayı düşündüğüm için Faik Bulut ve benzeri bir kaç şahıs, kısada olsa bahis konusu olacaktır. Faik Bulut, Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği'nin yayınladığı Dersim dergisinin birinci sayısında Dersim ve Dersimli Üzerine Notlar makalesinde Dersimlere adeta tarih dersi vermektedir. Faik Bulut bunu yaparken, bir müfettiş konumuna düştüğünü unutmaktadır. Çünkü o, ne pahasına olursa olsun, Dersim'i olduğu gibi değil, tersine kendi düşündüğü gibi göstermeye çalışmaktadır. Osmanlıya ve milliyetçi Cumhuriyete başkaldıran, inkarcılığa ve statukoculuğa karşı direnen Dersim'e tarih dersi vermek yerine, Dersim'in kendisi, yani özü incelenirse daha dostça bir iş yapılmış olur. Türkçü Müfettişler Dersim'in Türk olduğunu kanıtlamak için Dujik Baba'nın Tacik den geldiğini, Zaza'nın Türkçe olan az kelimesinden türediğini ve germ u serdin ise Moğolca kökenden geldigini iddia etmektedirler. Faik Bulut ...Zazaca (Dimili)'nın da Kürtçe'den apayrı bir dilmiş gibi gösterildigi yalanı mı çürütmeye kalksam! (Dersim sayı 1) diyor. Bu tamamen bir önyargıdır. Dersimlileri ve Dersim dili ve kültürünü küçümsemedir. Neyi çürütmeye kalkıyorsun, sayın Bulut? Dersimliler başkalarının dilini köreltmek için gökten zembille yeni bir dil falan indirmediler. Asırlardan beri konustukları bir dilleri vardır. Her dilde olduğu gibi, kendisine yakın ve kendisine uzak olan diller var. Bu anlamda Kürtçe ve Zazaca biribirne yakın dillerdir. çürütmeye kalkmak istediğiniz ne? Bu dilin yazı dili olmadığını ve olamayacağını mi söylemek istiyorsunuz? Yoksa kendi dilini geliştirmek isteyen Dersimlilere, 'neden Kürtçe değil de, Zazaca (Kirmancki, Dimiliki) yi geliştiriyorsunuz' demek mi istiyorsunuz? Anlaşılan lehçecilik postu altında bir dilin yok olmasından yanasınız. Aynı lehçecilik altında Türk milliyetçileri de Kürtçe ve Zazaca'nın kaybolması için yoğun çaba harcadılar ve harcamaktadırlar. Fikirlerde açık olmak, Dersim'e dost olmak demektir. Dersime dost olan, Dersim'in diline, kültürüne karşı cephe almaz, tersine onun gelişmesi için Dersimlilere omuz verir. Dersimlilerin haklı davasına omuz vermeye cesaret etmeyen, bari susmasını bilsin. Fakat sayın Faik Bulut lehçecilik tezi ile teorik olarak Dersime karşı direk cephe almaktadır. Sayın Faik Bulut dilbilimi uzmanı değildir. Zazaca hakkında dilbilimi kiriterlerine uygun bir çalışması yoktur. Buna rağmen Zazaca'nın dil olmadığını söylemektedir. Yani Dersimlilerin, Kırmanc-Zazaların konuştukları yalandan bir dildir. Önemsizdir, çünkü lehçedir. Asil, has ve öz dilleri vardır, o da Kürtçedir. Eğer söylemek istediğiniz milliyetçi Türklerin Kart u Kurt tezinin bir başka varyanti olan Zaz u Kurt ise, çabanız boşunadır. Kör milliyetçilik, farklı dil ve kültürlere tahmülsüzlük, tekçilik, inkarcılık ve diktatörlük iflas etmiştir. Bunun bariz örneği ve pratiği Türkiye de yaşanmaktadır ve iflas ile sonuçlanmıştır.İkinci bir koldan tekrar milliyetçiliğe sarılmak, tarihi tekerürden başka bir şey değildir. Böyle bir milliyetçilik, genç te olsa haklı olduğu anlamına gelmez.

Öyle anlaşılıyor ki, alışılagelmiş görüşleri veya kuru iddiada bulumak, bilimsellikten, sosyolojik ve empirik araştırmalardan uzak tezleri ileri sürmek daha kolay bir yoldur. Maalesef devrimci demokratik ve özgürlükçü fikirleri özümliyememiş toplumların insanları daha ziyade kolay olan yolu tercih ederler. Bu yol barışı değil, savaşı körükler. Çıkmaz bir yoldur. Aksine, farklı dil ve kültürlerin varlığını savunmak ve korumak, bu çıkmaz yolun önünü açar. Türkler, Kürtlerin Türk olduğunu yeteri kadar iddia ettiler. Halen iddia edenler çoktur. Kürtlerin, Türklere benzer bir yolu izlemeleri gerekmiyor. Kırmanc-Zazaların Kürt olduğunu söylemek mecburiyetinde değildirler. Kürtlerin ille Türklere benzeme mecburiyeti de yoktur. Dostum Sait Çiya'nin dediği gibi, ne yani, Türk ya da Kürtler dışında bu coğrafyada kimse yaşamiyor mu? (Bak Ware, sayı 9) Bir halk dili, kültürü ve inanç biçimi ile varlığından bahsediyorsa, bu varlığın ardında hemen bir başka gücün varolduğunu sanmak, alışılagelmiş tek tip ulusçuluğun, zayıflığın tahamülsüzlüğün bir ifadesidir. Dersimlilerin, Türklerden veya Kürtlerden ayrı ve farklı olmaları (ve bu farklıkları bugüne kadar taşımıslardır), Türklere ve de Kürtlere bir zarari olmadığı gibi, onları bölme diye bir sorunları da yoktur. Bölme diye bir sorunları olmadığı gibi, dar milli bir devlet kurma diye bir dertleri de yoktur. Dersimlilerin sorunu şudur: sosyal yapılarına uygun Zazaca konusulan Kırmanc-Zaza coğrafyasında eyalet sistemine dayalı federatif bir sistem de Tükler ve Kürlerle eşit bir şekilde özgürce yaşamak.

Faik Bulut aynı makalesinde devamen şöyle diyor: ... yapay bir Dersim-Alevi-Zaza milliyetçiliği yaratmak, şimdilik bilemediğimiz çıkarlar doğrultusunda hareket etmektir. (Dersim, Sayı 1) Burda acaba bilinmeyen nedir? Dersimler açısından bilinmeyen bir tek şey vardır: O da, Dersim'i hesaba katmadan yazılmak istenen çarpık tarihtir. Dujik Baba bilinmeden, anlaşılmadan, Dujik Bava'nın tarihi yazılmak isteniyor. Köktenci bir din çeperi ile çevrili Kızılbaş inanç ve felsefesini anlamadan, Alevicilik yapılıyor, bu gericiliktir deniliyor. Sorun tabulaştırılmak isteniyor. Kemerê Bimbarek, Ana-Fatma, Koyê Jêle, Kures, Xızır, Bımbarek Gaxand, Xêlası, Rozê Xızır, Niyazê Xızır, Pir, Rayver, iqrar, Golu-Cetu, Jar u der ve daha nice Dersim'e has inanç, felsefe ve yaşam biçimi incelenmemiş ve hak ettiği yere oturtulmamıştır. Dersim, Dujikbava der, Taçik diye kayda geçirilir. Dersim kendisine Kırmanc der, Kürt diye kayda geçirilir. Sahte tarihler süslenir, gerçek tabulaştırılır.

Faik Bulut gibi bazı Kürt milliyetçileri, Dersim ve Dersimlileri -Kırmanc-Zazaları- illa da Kürt ulusunun bir parcası olarak görmek isterler. Munzur Çem Deng dergisinde, Alevilik, Kurmanci-Kirmancki (Zazaki) ve Dersim üzerine kimi yanlış görüşler başlıklı makalesinde şöyle der: Sayıları çok az da olsa kimi kişiler, Kirmanckiyi (Zazaki-Dimilki) Kürtçe'nin bir lehçesi olarak kabul etmiyor ve bundan hareketle de onu konuşanların Kürt olmadıklarını ileri sürüyorlar. Yine buna bağlı olarak Kürt yurtsever hareketnine yönelik aşırı suçlamalara rastlanılıyor. ( Deng, sayı 34, s. 8 ) Bu suçlamalardan biri Seyit Rıza'nın Torunu ile yapılan bir söyleşidir. Bu söyleşide elbette Ermeni katliamına değinilmiştir ve bu konunun işlenmesi de çok önemlidir. Söyleşi de, Kürtlerin de Ermeni katliamında katkılarının olduğu söyleniyor. Kastedilen elbette Hamidiye alaylarıdır. Hamidiye alayları dışında Müslümanliğin ideolojik olarak kol gezdiği bir dönemde, sıradan galeyana gelmiş Müslüman Kürtlerin bu cinayete ortak edildikleri hiçte abartılı değil. Ermeni-Kürt ilişkileri üzerine incelemede bulunan Garo Sasuni bu konuda şöyle der: Kürtler gerici bir unsura dönüşüp, Tatarlara özgü bir ahlakin içine batarlarken, yavaş yavaş kendilerine öz gururlarını ve alicenapliklarini yitirerek, Ermeniler için hiç te dost olmayan bir kavim haline geldiler. (G. Sasuni, age., s. 118)

Yine Garo Sasuni'nin dediği gibi, Türkler, Kürtleri Ermenilere karşı kullanmakla Ermenileri fiziki olarak yok etmek ve Kürtleri de milli bilinçlerinden mahrum bırakmak istiyorlardı.

Tarihte yapılan zulüm üzerinde konuşmak ve tartışmak, bir halka yapılan bir hakaret olarak algılanmamalıdır. Tersine, o halkı geçmisteki hatalara ve yanlış yönelimlere saplamasını önler. Tarihin tekerrür etmemesinde yardımcı olur. Tarihi, hataları ile tartışmak, demokratik bir topluma aday olmanın belirtisi ve başlangıcıdır. farklı halkların ve kültürlerin yanyana, barış içinde yaşamasını kolaylaştırır.

Elbette Ermeni olayında karar mekanizmasını elinde tutan Osmanlı Devletinin sorumlu üst kademesidir. Böylesi ciddi konularda sorumlu yalnız bir avuç insan, veya soyut devlet görülürse, sorumluluktan kaçmak olur ve mesele soyutlastırılır. Tarihi, tartışmaktan kaçınmamak lazım.

Sivas olaylarında 37 devrimci, ilerici Alevi ateşe verildi. Bu 37 Alevinin diri diri kül olmasını seyreden ve alkış tutan 10.000 köktenci, gerici Müslüman vardı. Burda yalnız suçlu benzin döken ve çakmağı çakıp alevi tutuşturan değil, aksine seyirci kalan devlet, yani devlet güvenlik güçleri ve bu suçsuz insanların yanmasına alkış tutan bu 10.000 kişidir de. Bunun da ötesinde suçlu, bu olayın vuku bulmasına tahamül gösteren toplumun inanç, kültür, felsefe, yaşam ve ruhi şekillenme biçimine kadar inmektedir.

Bundan ötürü Kürt yurtsever ve aydınları, Türk milliyetçiliğine angaje olmuş Kürtlerden müteşekkül Hamidiye alayları ve Ermenilere karşı zulmünden bahsedildiğinde, gocunmalarına gerek yoktur.

Bir diğer konu da Seyit Rıza idama gidince yaşasın Kürdistan demiş midir, dememiş midir? Seyit Rıza'nın idamında yanında bulunan İhsan Sabri Çağlayangil, Seyit Rıza'nın son sözlerini şöyle aktarır: Son sözünü sorduk. 'Kırk liram ve saatim var. Oğluma veriniz.' dedi... Seyit Rıza'yi meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Ewlade Kerbelayme. Bêxetayme. Aybo, zulumo, cinayeto' dedi. (Bak Desmala Sure, sayi 2, sayfa 20, Berhem, sayi 7, s.9) Aynı dönemi yaşayan hala canlı şahitler vardır. bunların söyledikleri de bu doğrultudadır. (Bu konu için Seyit Rıza'nın kızı Leyla ile Tija Sodiri 3 de yayınlanan ve daha sonra çıkacak sayılardaki röpörtaja ve Dersim liderlerinin idama mahkum olduğu Elaziğ mahkemesinde şahsen bulunan Kuresan büyüklerinden Use Seydin yeğeni ile yapılan ve Tija Sodiri'n ilerideki sayılarında çıkacak röportaja bak). Bunun dışında, Seyit Rıza'nın Kürt milli kurulus ve örgütlerine üye olmadığı gibi, onlarla örgütlü bir bağı da yoktur. Ayrıca, O başka bir dava uğruna değil, işgale uğruyan otonom Dersim'in özgürlüğu için direndi. Bunun ötesinde, polemiğe girmenin hiç bir yararı yoktur.

Munzur Çem yazısının başka bir yerinde, Dersim'in Kürdistan'in öteki yerlerinden öyle çokça farklı yanlari yoktur. ... Üç aşağı-beş yukarı aynı dağ, dere, nehir ve yaylaları; aynı meşe ağaçlarını; kimi dıştan sıvalı, kimi çıplak taş duvarlı, bir ya da iki katlı olan aynı evleri, aynı değirmenleri; aynı keklikleri, keçileri, inekleri, koyunları ve ağaçları, aynı türden bölünmüş tarlaları, aynı tür atları, eşekleri, katırları .... (Deng, ags, s. 18). Burda bir anlaşmazlık söz konusu. Biribirine çok yakın olan Dersimli ve Kürtlerin, eşek ve katırları dışında tavukları da biribirine benzer, hatta ötüşleri biribirine çok yakındır. Fakat berlitmek gerekir ki, Latin Amerika'nın tavukları da Dersim tavuklarına benzer. Ve ötüşleri de aynıdır. Ben Çin'de de, eski Sovyetler de de bizim eşeklere benzer eşekler gördüm. Eşek denince, her insanın aklına gelen şekil aşağı-yukarı aynıdır. Yani, Dünya'da eşek şekli evrenseldir. Elbette Dersim'in Ay'da veya Mars'ta olduğunu kimse iddia etmiyor.

Seyit Rıza'nın ve Şeyh Mahmut Berzenci'nin giydiği elbise aynıymış. Seyit Rıza'nın giydiği elbise (Dersim Müzesi olmadığı için, bu konuda bilgi eksikliğinin olduğunu belirtmek isterim) Şeyh Mahmut Berzenci'ninkine benzemesi de çok doğaldır. Dillerinin biribirine yakın olmalari da doğaldır. Biri Ay'da, diğeri yerde yaşamıyor ya. Seyit Rıza'nın kendi özel tekstil Fabrikası olmadığına göre, elbisesini Orient pazarında herhangi birinde almıştır. Bu Şeyh  Mahmut Berzenci için de geçerlidir. Seyit Rıza'nın giydigi elbise İran elbisesine de benzeyebilir. Dili İran diline de benzemektedir. O da kendisine çok uzak sayılmaz.

Burda eleştirilen yanlış görüş ve mantıktır. İlle birini diğerine bağımlı kılmak mantığı. İşte Munzur Çem'in Dersimliler için yapmak ve söylemek istediği gibi: ...bir ulusun bireyleri olduğumuz gerçeğini unutturmamali. (Deng, ags. s. 20) 

Munzur Çem, Kirmanclar (Zazalar) Kürt değil görüşünün bir ucu devlete dayanıyor, diyor. (Deng, ags. s. 31) Hemen belirtelim ki, Kırmanc-Zazalar, Kırmanc olduklari için devlete dayanıyorlarsa, Dersim bir bütün olarak devlete dayanıyor demektir. Çünkü Dersim halkı kendine Kırmanc, diline Kırmancki (Zaza, Dimili) demektedir. Türklere Türk, Kürtlere Qurr (Kürt), dillerine Kırdasi (Kürtçe) demektedirler. Kırmanc, Dersim'in orijinalliğine dayanmaktadir. Dolayısıyla ileri atılan iddia asılsızdır. Yalandır. İspata gerek yoktur. Dersim'in milliyetçiliğe, tekçiliğe ve askeri işgale karşı direndiğini yedi dügel çok iyi bilmektedir.

Dersim'in direncini kırmak ve uluslararası itibarini zedelemek için, Osmanlı Sultası ve Türk milli devleti Dersime karşı hep su iddiayi öne sürmüştü: Dersim direnişinde yabancı parmağı vardır ve feodal-gerici ayaklanmadır. Türk komunistleri, sosyalistleri ve aydınları da bu iddiaya katıldılar. İşte Munzur Çem'in ve Kürtlerin Kırmanc-Zazalara karşı benzer suçlamalar, Türklerin Kırmanc-Zazalara karşı ileri sürdükleri iddiadan farksızdır.

Munzur Çem, Dersimlilerin Kürt ulusunun bireyleri olduğunu ispatlamak için Dersim'in dilini de değiştirmeye yeltenmektedir. Dersim kendi aşiretlerini kendi dillerinde şöyle adlandırır: Kuresu, Abasu, Demenu, Heyderu, Şixmemedu vs. Fakat Munzur Çem bu söyleyiş biçimini Kürtçeye yakın bulmadığı için, Kuresu, Heyderu ve Sixmemedu yerine Kuresan, Heyderan ve Şixmemedan demeyi tercih etmektedir, çünkü sözcüğün arkasına an takışı takılırsa, Kürtçe'ye yakın olurmuş: ...yanê -an- guretene tênena nêjdiye formê Kurdiki yo u rasto. (Munzur Çem, Taye Kılame Dersim, Stockholm, 1993, s. 7). 

Dersimliler anadillerinde Dersim'e Desim ve Dersimliler'e Desımuzu veya Dersımızu diyorlar. Fakat Munzur Çem için bu pek Kürtçeye yakın görülmemelidir ki, o Desımuzu veya Dersımız'u yerine, Dersimlilere Desimizan diye hitab etmektedir. Kürtçeye daha yakınmış. (Bak, Muzur Çem, age, s. 17)

Dersim'in Tunceli olarak değiştirilmesi ile veya Desımızu ' un Desımizan olarak değiştirilmesi, gerçeği geçici olarak örtbas etmeye çalışsa bile, gerçeğin kendisini değiştiremez. Bunun da ötesinde, kelime oyunu ile tarih yazmak, tarihi bozmaktır. Bunun örneğini Türk resmi tarihinde görmekteyiz.

Bu yaklaşımın sahibi yalnız F. Bulut ve M. Çem değildir. Aynı anlayışın yumusak bir savunusunu M. Kalman yapıyor.

Belge ve tanıkları ile Dersim ve Direnişleri adlı eserinde, M. Kalman Zaza-Kürt sorununu tartışmaya sunarken, hemen önyargılı görüşü ile tartışmanın önünü kesip, şöyle demektedir: Acaba bu araştırmacılar (Zazaca üzerine araştırma yapan yabancılar Dr. H. C) kendi devletlerinin çıkarına mı Kürt-Zaza ayrımına gittiler, yoksa kendi ölçülerinde açıklık getirmeye mi çalıştılar? ...Elbetteki birçok sorunda da görüldüğü gibi yabancı parmağı veya ajanlar ortalığı karıştırmak isteyebilirler. (M. Kalman, Belgelerle ve Tanıkları ile Dersim Direnişleri, İstanbul, 1995, s. 20)

Yabancı parmağından en çok bahseden resmi Türk tarihidir: Sılav halkları, Rum ve Ermeniler hak-hukukunu istediginde, yabancı parmağıdır, der. Kürd direnir, hakkını ister, yabancı parmağıdır, der. Bu anlamda bazıları kopya sever yerinde bir laftır. (Bak Ware, sayı 9) Sormak lazım, şans eseri bir iki iyi niyetli Amerikalı araştırmacı Kızılderililere medeniyet adına yapılan vahşeti su yüzüne çıkarırsa, hangi yabancı parmağı burda cirit atmış olacak? Kimse kimseyi sormasınmış, kimse kimseyi araştırmasınmış. İletişim çağında yaşıyoruz. Bu anlamda dünyanın küçüldüğünün farkında değiller mi yoksa? Keşke Kırmanc-Zazaları inceleyen daha çok yabancı biliminsani çıksın. Bu bizi hiç te rahatsiz etmiyor.

Hele çok şükür ki, Türklerin başka halklari sevme diye bir derdi yoktur. Kaza eseri bir Türk Zaza dilini araştırmaya kalkarsa ve bu halk ve dili kendi başına bir dildir sonucuna varırsa, vay Kırmanc-Zaza halkının haline!

Avrupa'nın, Amerika'nın Germanistk, Angilistik, Amerikanistik, Sinologi, Orientalistik v.b. kürsüleri mevcuttur. Frankfurt Üniversite'sinin Orientalistik bölümünde İranistik dilleri çerçevesinde Zazaca grameri, kökü, eski Partça dili ile kıyaslama v.b. gibi konularda ders verilmektedir. Ama bu seminerin arkasında hangi ajan takımının olduğunu hala çıkaramadım! Kurdoloji kürsüsü olan Üniversiteler de vardır. Bu kürsülerin ajanlari kim acaba? Bu korku ve şüphe pisikozu ile ne bilim yapılır, ne de bilim anlaşılır; ancak kötü bir dedektif Romanı çıkabilir. Dedektif metodunu bırakıp, Dersim gerçeğine bakmakta fayda vardır. Dersim'in gerçeği ise Türküleri, dili , felsefesi ve kültürüdür. Dersim'i en iyi şekilde ifade eden Dersim Türküleridir. Dersim de dahil olmak üzere, tarihlerini yazılı olarak yazmamış halkların tarihini en iyi şekilde sözlü Türküleri anlatır. Dersim mücadelesini anlatan eski bir Dersim Türküsü şöyle der:

Setero, Setero

Buko İsmayilê mi Setero

Natê ma kemero

Dotê ma kemero

İsamilê mi dest berze martini

Panime hata ke ro ma de ro

Bawo!...

Ordi amo natê çhemi dotê çhemi

Damepêro, kiseme hêfe kami

Munzır delğe dano sade goni

Birayê mi serva Dêrsımi sero

Bawo!...

(Dersim Türküleri, Tayê Lawikê Dêrsimi, derleyen M. Düzgün, s. 91)

Destan özet olarak şöyle der:

El at su Martinine İsmailcigim, gün kavga günüdür, babam. Ordu işgal eylemiş Munzur çayının iki yakasını. Kan akıyor Munzur dalga dalga. Vurun kardeşim vurun, bu kavga Dersim içindir, kardeşim; be hey babam!

Dersim incelendiğinde, Dersim Türküleri istisnasız olarak Dersim'den ve Kırmanciye'den bahseder. Dersim ve Kırmanciye de Kürdistan değildir. Dersim'in tarihini bir destan gibi anlatan Welat Welat Türküsü, Dersim'in inanç, felsefe, mücadele ve amaçlarını iyi bir şekilde dile getirmektedir: Türküde, Türk ordusunun Dersim'i işgal edisini ve Dersim'in ileri gelenlerinin Türk askerlerince yakalanıp idama götürülüsü anlatılır. İdama götürülen Dersim büyüklerinin inanç ve felsefi düşünceleri ve ülkeleri olan Kırmanciye'ye (Dersim) olan sevgi ve bağlılıklarını Dersim'in büyük milli ve sosyal şairi Weliye İse İmam Türküde şöyle dile getirir:

Way de biyi biye, lemin biye!

Alay onte ma ser, tabur bêrde Borginiye ser

Seyd Uşe teslim biyo, kheleka Dersimia osnene rijiye

Seyd Uşe berdo, nêberdo, kheleka Dersim owe de şiye

Seyd Uşe vano, Duzgi çınare veng nêkeno!

Air kotê tufong, erzene, way lemın phoşta Asm u Jiaru ra

Seyd Rıza vano, Seyd Use ma zerrê haqi xori dazno,

Jiaru verê ho carno hetê ma ra 

Vano, zerrê mı terseno, yê mınê to nafa sıcımo, dara

Sey Uşe teslim biyo, qomo kerdo duzê Şeşanki,

Yel-qom dorme de amo pêser,

Vano, Bıra ezo sonu, -way lemın- xatır've sıma!,

Kotime mêrat vılê Sorpiani, mêrat vetan ma ra osa

Vetan şirino,

hata roza merdêne coru deste ison cı ra nêbeno

Qemer aga vano, Pirê mı, neçe Sultan Süleymanê jê tu ame na dina onderê, şiyê.

Endi mine tu dest nêkuno,

vay lemın merat rında Kırmanciye

Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.

Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.

Aglerê ma - qomo- idam kerdê

Way lemın, zalım cendegu ma nêdano.

Çifte doxtori amê cendegunê ma kefs kênê;

Aqılê Sey Uşên des u dı derecey aqulu ra gırano.

(Söyleyen: Bava Bedri)

Vıle Soripani, Harputa gidince yüksek bir tepedir. Bu tepeden iç Dersim rahatlıkla seyredilebilinen bir yerdir. Halk Türkülerin de Dersim'in Sultan Süleymanları (liderleri) idama götürülürken, bu tepeden vatanları olan iç Dersim'i son bir defa gözetleme fırsatını görebiliyorlar. Dersim şairi Wele İse İmam'i şiirin de, Dersim büyüklerinini Kirmanciye ye (Dersim'e) olan bağlılıklarını, duygularını ve sevgisini güzel bir Zazaca ile dile getiriliyor.

Yine Dersim'in (Kırmanciye), Kürdistan coğrafyası yanında farklı otonom bir coğrafya olduğunu analatan başka bir Türkü de şöyledir: Kekil adında bir Dersimli Kürdistan'in Urfa şehrinde askeri görevi sırasında ölür. Kardeşi, ölen Kekili Dersim'e (Kırmanciye'ye) getirmek ister. Urfalılar, cenazenin Dersim'e (Kırmanciye'ye) götürülmesinin hayli zahmetli olduğunu ve pahalıya mal olacağını anlatarak, cenaze sahibini ikna etmek isterler; fakat o ikna olmaz ve kardeşini Kırmanciye (Dersim) 'ye götürür.

Dersim sairi Weliye İse İmama yine kulak verelim:

Way de biye de biye, bıra geribo biye

Têlê birayê geribê mı amo postexanê merata Mamekiye

Yanê qomo, şine têlê bırayê ho guret, mı va bıraê mı yeno izine.

Têle bıraê ho guret da wendene, kemer nêvino!

Qomo, dumanê sarê mıno.

Nia qomo, mı makina kompila kerde, Urfa sewtemale rê şiyo.

Qomo, mı ho dıma nia da, kesê mı çino, ez bekes, kesê mı çino.

Ya qomo, mıno hire roji, hire sewi, ezo nê qomo, mıno hewnê çımu nêdiyo.

Ya, sofer ez ardo war, vake bê war, naza harde Urfa wesayio.

Yanê eve perskerdene, qomo, ezo şine pê daira Yüzbaşi de vejio.

Yanê da puru, Yüzbaşi sandala sere ronişteo.

Vaka, ala perskere, o mordem yê kotio?

Mı va na sawalu mıra ça perskena, ez yê na meratê Tunceliyo.

Têlê bıraê mı Kekili amey bi, vato, bıraê mı ecele nêvındo, bêro.

Nia da, Yüzbaşi tavat cı nêkot, qomo usto ra wertê deyra de fetelino.

Vake, qalan bakiya ke esta, sıma weş be, bıraê tu sınıre Suriya sewtemale de seyit biyo.

Qomo, ezo sandalya sera peru gunu ware

Mı nia da, Yüzbaşi dest est mi, vano, mıxenetêni meke!

Necelerunê jê tu derdu wa u bıraiya çêrnçayiye diyo.

Ya, mı va nê qomo, mı can kerdo ho feka, hire roji, hire sewi tümenê Urfa wesayiye de feteliyo.

Amrê berdena bıraê ho gureto, Urfa usta ra, sarê Urfa mıre duwacıyo.

Vano, olume Haq koti ra rest, pero hardo dewreso; nê bıraê ho naza weda,

tu bena, iqdidare tu çiniyo.

Mı va, Ez bıraê ho bonu, çıkê mı sono va şêro, mı rê sevev mevê!

Ez bıraê ho bon memleket (Welat), bıraê mı intizaro onderê Kırmanciyo.

Qomo, mıno xeyle sare dez -qomo- Urfa sewtemale de diyo.

Yi emsalunê bıraê mı vake, bıraê tu weşiyat ho kerda,

vake, bıraê mı ke yêno na memleket,

yanê cendegê mı naza ra vezo bero memleket,

ez axret u dinalığe de endi bıraê ho ra rajio.

Ya qomo, temel do puro, qomo ni qonanagê bıraê ho sereniya ho de dardo we.

Tarix u yazi erzeno cı, bıraê mı yaraliyo onderê Urfa ê wesayio.

Vano, bıra meverbe, qederê mı biyo tamam, cencena mı de qedio.

(Söyleyen: Bava Bedri)

Görüldüğü gibi, kardeşi Kekil'i almaya giden Dersimli Urfa'nın içinde bulunduğu coğrafyayı ayrı bir memleket, bölge olarak görmektedir. Urfalı Kürt komşularının ısrarına rağmen, Dersimli ille de kardeşi Kekil'i vatanı olan Kırmanciye'ye, yani Dersim'e götürür. Dolayısıyla Dersim, Urfay'ı Kırmanciye olarak görmüyor. Dersimlinin Kırmanciye'deki kastı, tarihteki otonom Dersimdir. Böylece otonom Dersim'i Kürdistan'dan ayırmaktadır.

Demek ki Dersim'e, Dersimlilere yeni kimlik aramak, onları yeniden etiketlendirmek, tamamen tarihi hatadır. Zorlama ve ezbere bir çaba yerine, izi kaybettirilmek istenen Dersim'in tarihine bakmak, insanlarını ve otantik Türkülerini dinlemek, Dersim'i tanmaya yeterli olacaktır.

Her halk gibi Kürtlerin de kendi halkını, dilini, kültürünü ve tarihlerini sevmeleri normaldır. Bu milliyçilik değil, insanın ve insan haklarının gereğidir. Fakat bilimsel verilerden uzak Türk Resmi Tarih Tezini takip etmekle veya kopya etmekle, kimse halkına ve gerçek tarihine hizmet edeceği umuduna kapılmasın. Böylesi bir tarih, tarihi yazılmak istenen halka fayda değil, zarar verir. Tarih, subjektif istekler ve kör milliyetçilik doğrultusunda değil, varolan objektif gerçek ve bilimsel verilere dayandırılarak incelenmeli ve değerlendirilmelidir.

Kürt Tarih Tezinin savunucusu Cemşid Bender örnek olarak şöyle der: İlk kez Kürt halkı bitume maddesini eriterek içine kalker tozu ve arjil karıştırarak asfalta benzer bir madde imal etmiştir. ... Bu eriyik günümüzde de aradan üç bin iki yüz elli yıl geçmesine karşın kullanılmaktadır. ... Bender devamla, insanliği ilk kez mağara hayatından kurtaran emekleyen çocuğu ellerinden tutup yürüten, uygarca bir yaşamın kosullarını tarihte ilk kez oluşturan Sümerler ve Kürt halkı olmuştur. (C. Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı, İstanbul, 1991, s. 193-194)

Deniz Çelik, Gürdal Aksoy'un Resmi Kürt Tarihinin eleştirisini konu alan Tarihi Yazılmayan Halk: Kürtler adlı Kitabını Yeni Politika da okuyuculararına tanıttı.

Yazar G. Aksoy, Kürt Resmi Tarih Tezinin savunucuları ve arastırmacılarını eleştirirken şöyle demektedir: Son derece yanlış, çarpık bir temel üzerinde yükselen bu araştırmalar Kemalist Türk Tezi'nin bir kopyası nıteliğindedir. Çıkış olarak Kemalist Türk Tarih Tezi'ne karşı çıkmayı benimseyen bu anlayış , vardığı tespitler, tahliller sonucu Resmi Türk Tarih Tezi'nin mantığı ile işlemeye başlamış ve onların Türk tarihi için vardıkları sonuca bu kez Kürtler adına varmışlardır. Öyle ki, Cemşit Bender'in Selahaddin Mihotuli'nin, Tori'nin ve Faik Bulut'un tarihi'ndeki Kürt sözcüklerinin yerine Türk yazarsanız bunları resmi Türk Tarih Tezi'nden ayırmanız bir hayli zorlaşacaktır. Kürt tarih yazıcılığı, kendini reddeden bir tarihin, Türk resmi tarih tezinin üvey çocuğudur ve haddinden çok babasına benzemektedir.

Yine yazarın belirttiği gibi, Kürtlerin ihtiyaç duyduğu içi boş, kof, iflas etmiş bir resmi tarih tezi değil, aksine ...gerçekten bir tarihe, gerçekleri yansıtacak, abartıdan, ulus merkezcilikten uzak ve kendilerini de yargılayacak bir tarihe ihtiyaçları var. (Yeni Politika, .....03. 1996.

Otoriter ve baskıcı bir devlete karşı, Kürt halkının kendi tarihi varlığını savunması ve kendisini ipatlamaya çalışması doğal hakkıdır. Fakat bunu yaparken, tarihi ve kendisini görmek istediği gibi değil, aksine olduğu gibi göstermelidir. Açıkça: Kürtler karşı geldikleri çarpık Resmi Türk Tarih Tezinden ve otoriter milli devlet biçiminden dersler çıkarmalı ve böyle bir yapıya karşı sivil açık bir toplum biçimine yönelmelidirler. Sartlarını yaratmak zor bile olsa, barışı sağlayacak ve başka dil ve kültürden halklarla (Kırmanc/Zazalar, Suryaniler, Yezidiler vb.) yanyana eşitçe yaşamanın yolu budur.

Dersim ne Türk, ne de Kürt'tür; Dersim otonom bir coğrafyadır.

Dersim sorununa, Dersim Kırmanc-Zaza dili ve kütürü üzerine ciddi çalışmaları ile tanınan araştırmacı Mustafa Düzgün'nün Tija Sodiri de Dersimli şair ve ozan Areyiz üzerine Areyiz u hunerê xo adlı güzel bir çalışması ile baslamak isterim. Bu çalışmada, Mustafa Düzgün şair Areyiz'in Dersim yurtseverliğini, tarihe ve geleceğe bakışını incelemektedir.

Şairin bir dizesi şöyle der:

Derdê mı çıko, qey yazmış nêkena qelem

Şair burada, derdim nedir, neden onu yazmıyorsun kalem, diye sormaktadır. Burda tarih sayfalarının eksik tutulduğunu kastetmektedir. Şair çok iyi bilmektedir ki, kendi tarihi, dili ve kültürü eksik ve yanlış yazılmıştır. Işte şair bu eksikliğe ve yanlıslığa sitem etmektedir.

Ve şair devamla: Dırveta mı rê coru nêbena melem

Yarama merhem olamıyorsun be hey kalem! diyor. Ve yazılan, topluma sunulan tarihte, şair temsil edilmemektedir. Kendisi tarihte ve toplumda, politik ve kültürel olarak ifade edilmediğini görür. Kalem tutanlar, tarih sayfalarını yanlış süslemişlerdir. Yine şairin dediği gibi, tarihin kalemi güçlüden yana tutulmuştur: Xıravunu rê rında, çeru de qarina. (Zalimlere iyisin, yiğitlere nefretsin). Kısaca zülmün defteri eksik tutulmuştur. Ve zülmün defteri eksik tutulduğu içindir ki, mevcut yazılan tarih şairin kabuk bağlamış yarasına merhem olamıyor.

Şair devamla: Fermanu nusnena tiya qelem

Zaza´u inkar kena tiya qelem

Şair burda, kalemin güçlüden, zalimden yana tavır takındığını ve nice ferman çıkardığını belirtmektedir. Zor ve zulümden yana olan kalem, hem ferman çıkarmaktadır, hem de fermana uğruyan Kırmanc/Zazaları inkar etmektedir. Fakat buna rağmen, şair kalemi kırmayı değil, tersine kalemin, tarihi yerli yerine oturmasını diler: Ez besenêken to parçey keri qelem (Seni parçalayamam be hey kalem).

Aslında burda belirtilmek istenilen Dersim'in çokça tarif edildiği, fakat asıl anlatılanın Dersim'in kendisinin olmadığıdır. Herkes Dersim'i kendi milliyetçi çıkarları doğrultusunda açıklamaktadır. Böyle olunca, Dersim zaman zaman Türk ve bazen de Kürt olarak tarihe sunulmuştur ve hala zorlama ile sunulmak istenmektedir.

Oysa 19. yüzyılda Dersim'e Şeyhat eden yabancı gözlemciler, Dersim'in Kızılbaş kimliğinin ön planda olduğunu vurgulamaktadırlar:

J. G. Taylor ve M. Seel gözlemlerinde Dersimlerden yer yer Kürt olarak bahsetmelerine rağmen, Kızılbaşlar terimini kullanır ve Dersimlilerin kendine has bir ırk olduğunu belirtirler (they are an independent race...). Ayrca dillerinin Zazaca olduğunu ve bunun Kurmaci (Kürtçe) den farklı olduğunu, Kurmanci konuşan bir Kürt için anlaşılmaz olduğunu vurgulamaktadırlar, (Bak Desmala Sure, sayı 2)

Yine 20. yüzyılın başında Zaza bölgesine, Dicle ve Fırat nehirlerinin kuzey kesimine gidip araştırma yapan dilbilimci O. Mann ve daha sonra K. Hadank, Zaza dili şimdiye kadar sanıldığı gibi, Kürt dilinin bir lehçesi değildir, demektedirler. O. Mann ve K. Hadank gibi birçok tarafsız bilim adamı, dilbilimci bu görüşü paylaşmaktadır: N. MacKenzie, A. Christensen, T.L. Todd. Ve bunların dışında Frankfurt Üniversitesinde Orientalistik dalında Zaza dili ve grameri üzerine çalışmasıyla bilinen Prof. Dr. J. Gippert, kuzey-bati İran dil gurubuna giren Zazacayı Kürtçeden farklı olarak görmektedir. Ayni şekilde Dersim Zazacasını akıcı bir şekilde konuşan dilbilimci Bayan M. Şandanato ve Bay M. Jacobşon Zazacanın ayrı bir dil olduğunu vurgulamaktadırlar. Bu dilibilimci ve bilimadamları dışında, Zılfi Şelcan uzun bir şürecin ürünü olan Doktora çalışmasında Zaza dilinin Kürt dilinden gramer ve fonetiği ile tamamen ayrı bir dil olduğunu bilimsel kriterlerle göstermiştir. Bunların dışında Kürt tarihinde önemli şahsiyetler olarak kabul gören K. A. Bedirxaan, İhsan Nuri ve Kürtlein onurlu şairi Cigerxun aynı görüşü paylaşmaktadır.

Dilbilimciler ve meseleye objektiv bakan aydın ve bazı devrimci şahsiyetler dışında söylenenler, bilimsel olan bir gerçeği tersyüz edemez.

Burada eleştirilen Kürt özgürlük hareketi değil, tersine Türk milliyetçiliğinin resmi tekçi ve milliyetçi görüşlerinin Kürt hareketlerine yansımasıdır.

Kırmanc / Zazalar olarak, Türk, Kürt, Müslüman veya Müslüman olmayan tüm aydın, devrimci ve demokratlara çağırımız şudur: Tüm kültürlerin eşit, özgür ve yöresel olarak hür yaşaması için tüm sivil, demokratik kurum ve kuruluşların hareketlendirilmesi ve Kürt, Kırmanc/Zaza meselesinin barışçıl çözümü için ciddi girişimlerde bulunmalıdırlar. Bu tür girişimler, demokratik, sivil kurum ve kuruluşların güçlenmesini ve işlerliğini sağlar. Bu da, demokratik, sivil toplumun ve kültürlerin eşit bazda yan yana yaşayabildiği federatif bir sistemin subjeleridir. Yani devlet mekanizmasını Türk milliyetçi burjuvaziden devralmak değil, devlet mekanizmasını ve onun baskıcı gücünü demokratik sivil kurumlar tarafından zayıflatmak ve bunun sonucu olarak, devleti bu sivil kurumlara dönüştürmek. Bu durumda sosyal özgürlüklerle birlikte kültürel hak ve hürriyetler de garanti altına alınmış olacaktır. Eğer milliyetçiliği, statukoculuğu, tekçiliği ve diğer halklara ve kültürlere hoşgürüsüzlüğü değil de, aksine kültürel özgürlüğü ve sosyal emasipasiyonu kendimize amaç edinirsek, insanın umutlarını hep birlikte özgürleşme sofrasına taşıyabiliriz. O zaman, herkes kendi dilinde türküsünü söyleme, renginden çiçeğini dikme imkanına kavusacaktır.

Dr. H. Çağlayan

(Bu yazi yazarı tarafından Dersim dergisinin 6.sayısında yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır.)

 

http://www.angelfire.com/country/cemisgezek/history/ethnic/otonom.html 

http://www.dersim.biz/html/otonomdersim.html 

http://www.radiozaza.de/Tarih%20Yazilar/DERSIM%20-%20OTONOM%20BIR%20COGRAFYA.htm

http://www.fdg-dersim.com/index.php?page=170  

http://www.geocities.com/dersimsite/dersimtarihi.html

http://members.tripod.com/zaza_kirmanc/research/derotonom.htm 

http://dersimzazaplatformu.www.de/category/zazalar-ve-kurtler/2008/08/27/dersim

Çhemê-Muzuri _Desta Puluri_Ovacık


 
  Bütün hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Serê na dinade theyr u thur zonê xo de waneno. Qılancıke qiştnena, hes lımeno, kutık laweno, verg zurreno, ga qorreno, bıze qırrena, phepug waneno. Vas hencê xo sere rewino. Kam ke aslê xo inkar keno, wele erzeno rêça xo sono.